18 aralik.

insan hep yalnizdir aslinda. hayatin her evresinde, kimler olursa olsun etrafinda. kimse kimseyi tam olarak anlamaz aslinda. hep kendimize ait gecmis deneyimlerle karsilastiririz arkadasimizin derdini. o aglarken yani basimizda, biz de kendimize aglariz aslinda. senelerimize, yasadiklarimiza, mutsuzluklarimiza, secimlerimiza, yanlislarimiza. kadinlar erkekleri hic anlamazlar aslinda, ya da anlarlar da belki, ama erkeklerin kadinlari anlayabildikleri kadar ancak. bu da hictir aslinda. yakindir hice. hic arti birdir belki. hic arti sifir nokta bestir. insan en cok anlasilamadiginda yalniz hisseder kendini sanki. ne yapacagini bilememek, guclu gozukup de aslinda icinde binlerce camin parcalanmasi birbiri ardina. ne soyleyecegini tartamamak ve susmak sadece. hayretler icinde kalarak susmak, kendine, karsindakine. susarak da nedense hep suclu duruma dusmek, niyeyse konusmamak bazen, bagirmamak, anlatamamak, anlatmamak belki de. istememek. sonra zaman gecer. tek basimiza kalip, herseyi degistirmeye karar veririz, hep benzer durumlarda, bir sigara yakariz sonra. uzulmek hosumuza mi gider, yanlislarimizi tekrarlariz ardi ardina, anlar gecer, gunler gecer, aylar seneler gecer. ve biz degismemize ragmen hatalarimizi yanimizda tasiyarak, tasidigimizi bile unutup bazen, onlarin yeniden girip hayatimiza, bize bir merhaba cekmesini bekleriz. nedense o aralar havalar pusludur hep, yagmurludur. tam cikacakken dustugumuz bosluktan, tesaduf mudur hep gunesin kendini gostermesi o simsiyah bulutlarin arkasindan. neredeyse periyodik olarak yeniden yeniden yasariz bu bir sigara yakma hadisesini. ve bekleriz. icten ice haz alarak belki. ben buyum, insan olmak bu diyerek sessizce. yanimizdan sira sira insanlar gecerken.. ve hep iz birakirken icimizde.

portakallar.

portakal guzel meyvedir. rengiyle. sekliyle. tadiyla. kokusuyla da hem. manavlarda gorunmeye baslayinca portakallar turuncu turuncu, "sert sulu elma artik pek bulunmaz, mandalinalarin tadi da kotulesti gibi, en iyisi beni almak, hem kis da geldi, bak etrafina" derler bagira cagira. o zamanlar daha kalin giyinme baslangiclaridir. kis gelmistir. portakal agaclari gerci hep yesildir, yapraklari hep yerindedir, portakallar sanki hic dusmez topraga, hep ulasilmaz kalirlar hani o yuksek yuksek dallarda. o portakallar manavlardaki portakallar degillerdir zaten. baska soydandirlar. ele gecirilebilmisler ve gecirilememisler olarak ikiye ayrilmislardir. siz ele gecirilebilmislerden alirsiniz sonra manavdan, meyvelikte durur onlar bir sure, disarida durmalari iyidir aslinda cunku dolapta cok sogur ve sonunda dislerinizi kamastirirlar. soymasi da zor gelir bazen, bicak o yuvarlakciklari yaparken portakalin ustunde ve altinda, bazen elinizi de azicik keser o hiziyla, ama hafifce kalkmis deri her zaman buyuk yaralardan daha cok acitir zaten. saciniza dokunurken sac teliniz oraya deger, icine girer yaranin ornegin ve caniniz yanar. bu sebepten degil genellikle ama sadece tembellikten belki de, soymaz o portakallari, yemezsiniz. bekler portakallar. cok cabuk bozulmazlar zaten, meyvelik rahattir. sonra bir gun keyfiniz gelip de, evde baska meyve kalmadigindan belki, portakal yemege yeltendiginizde ise, sonu gelmez o gecenin hic. hele bir de tatliysa, boyle donuk donuk degilse ici, tam da orjinal turuncu turuncu rengindeyse ve kolayca ayrilmiyorsa dilimleri birbirinden, yamuk yumuk ayirabiliyorsaniz ancak, bir suru yersiniz o portakaldan. cok cok yersiniz. karniniz agrir sonra tabi, ama ne olur ki biraz agridan, portakallar daha cilekeslerdir hem, beklemek hep en zor degil midir zaten..

agacaltinda.

bugun karmasik bir gun. matematik dersi, okul, kargo, yemek, dokuz eylul, bilgisayarlar, site, yine okul sonra. alsancaga gitmek isteyip de gidememek.. bir seyler almak, yapmak gerekip de aslinda, almamak, yapmamak. gibi. su anda ise agacaltinda oldukca koyu bir cay ictikten sonra nane sekeri ile normal anlara donmeye calismak. arkada calan muzik, ama duman. solda levent, sagda esra. ve iki saat kadar onumuzde de tarih sinavi. pek calismadigimiz.. icimde bir bogulma hissi. sicaktan mi, kalabaliktan mi bilemedigim. ama sonucta kotu bir his. gitgide cogalip, daha da bogan an be an.

10 aralik.

bir defasinda ruyamda bir cafedeydim. cafe miydi aslinda, emin degilim. bar gibi bir yerdi. akilda kalan ruyalar vardir hani. belirli yerlerini hatirlarsin, tamamini degil. ama hic unutamazsin. oylece kalakalmislardir zihinde, derinlerde. sanki ben mimar ya da icmimar olacaktim da orayi yaratmam duzenlemem gerekiyordu. oylesine ayrintilariyla aklimda hala. mesela seneler, seneler once de sisler icinde garip bir gemi gormustum. ufacikti. hani sus gemileri vardir, o nice ayrintilariyla ufak cam siselerin icinde dururlar. benimki siseden cikmisti, sislerin arkasina saklanmisti. belirsiz zamanlarda, ama neredeyse gercekten periyodik olarak akla gelip gelip gider bu ufak seyler. nicin ben bilmiyorum. bir sey bilmem mi gerekiyor, aslinda onu da bilmiyorum. bir de ilkokuldan iki arkadasimin ayri ayri ellerinden tutup on siramdan arka sirama duygu gondermeye calistigimizi hatirliyorum bu arada. en ozel anlar hep dusunduklerimiz degil de, hakikaten, durup durup nedensiz akla gelenler..

cennet.

burakla konusuyorduk demin. cennetimizin nasil olacagina dair…
 
insan 33 yasindaki haliyle gidermis. cennete yada cehenneme. 32 yasinda rejime giricez biz. cok ciddi hem de. kilo verip gidicez cennete. yiycez yiycez orda, ama hep ayni kalicaz nasilsa. guzel gidicez oraya. hurilerle asik aticaz. yapraklarimiz ve o ufacik bez parcalarimiz en kucuklerinden olucak. x-small olucaklar.
 
levent icin ulker cikolatali gofret agacindan gofret topliycaz biz. onur icin raki cesmesinden raki biriktiricez. sigara agaclari olucak orda. ne icince kotu kokucaksin, ne de cok icince saglik problemi cikicak, zaten orda artik yeniden aci cekmenin, olmenin derdi olmiycak. dert olmiycak. yasinay icin fon makinesi bulucaz, onun o zenci saclarini duz yapicaz. cumhur ve esi icin ozel bolum acicaz, yalniz kalsinlar istediklerinde, kimse onlari rahatsiz etmesin, ugrasicaz.
 
cokomel agaclari olucak sonra. ordan cokomel topliycaz. kagitlarini biriktiricez ve bu sefer duzgunce sakliycaz bir ufak kutucugun icinde. cennet degil mi, o cokomel kagitlarindan yeniden cokomel olusucak. ama agaclardakilerden daha da guzel olucak. susar insan cokomel yiyince, pinar su akan bir nehir olucak.
 
kahvaltimizda eger misir gevregi yiyceksek, sut mutlaka sek olucak. ben baska sut icemem. digerleri kokar, tatlari da kotu olur onlarin. cennet de olsa kotu kokan sut icmem ben, cennet de olsa baska sutler kotu kokar.
 
hic cok soguk olmiycak cennette. usumiycez, klimaya, sobaya ihtiyacimiz olmiycak. cok kalin giyinmiycez hic. agac kabuklari degil, agac yapraklari olucak kiyafetlerimiz. yun degil, tul olucak. ama hic cok sicak da olmiycak hava. cehenneme yakin tarafta oturmiycaz cunku biz. ben cok sicak sevmem. fenalik basar. bogulur insan.
 
muzik olucak hep, ama degistirebilicez istersek. basimiz agrirsa mesela bir zaman, ilac icmemize gerek kalmiycak, hemen gecicek agri. hatta belki agri bile olmaz. ama o kadar cok cennette olamayiz herhalde, o kadar iyi miyiz ki biz. degiliz galiba…