ilginc feribotlar, ilginc izmir.

sabah sinavdaydim. tek soru: sene basindan beri derste okuduklarimizla baglantili olarak turk sinemasini tartisiniz, okuduklarimizdan direkt referans gosteriniz. peki dedik sonra, yazdik yazdik.. ve tam ‘yedi’ saat boyunca da bir sonraki sinavi bekledik. yoruldum, yoruldum, yoruldum. gec sinavlardan da, sabahin korundeki sinavlardan da hic hoslanmiyorum.. neyse buz gibi bir havada eve donmeye calismaya basladim en sonunda. feribota bindim. ama normal feribot degil. kapali olan yolcu oturma yeri, benim salonum kadar, hem zaten ev gibi o kapali yer, ama boyle kantin masalari filan var, ufacik tefecik. perdeleri var camlarin. herkes yan yana oturuyor masalarda. ayrica bir gariplik daha var. surekli olarak sallaniyoruz. hem de daha feribot iskeleden ayrilmamisken.. oyle boyle degil, deprem gibi, meyve sularinin oldugu dolap, masalar, sandalyeler, caydanlik, her sey. niye oldugu mechul, ama normalmis. bu arada salonun tek kapisi da surekli olarak acik, ruzgar giriyor iceri, yoksa camlar buhar oluyormus ocak yuzunden. herkes arkadas oldu, sohbet ediyor. ah bir de televizyon var, hep birlikte seyrediyoruz. sallana sallana bostanliya vardik en sonunda. merdivenler o kadar dikti ki asagiya inilicek, sanki daga tirmanmisiz da geri iniyoruz, belimizde koruma ipleri. taksi tuttum, usuye usuye geldim evime. simdi de uyumak uzereyim. ah, uyku gibi guzeli var mi..