diyalog.

– bu aralar kafam karisik.
– ne gibi?
– sanki cok sey olmasi gerektigi gibi gitmiyormus da, benim de surekli kararlar vermem gerekirmis gibi. ama hep erteliyormusum gibi filan. karar vermeyi cok sevmem, bilirsin..
– hmm.
– evet.

ruyadan gecmise gectim. karisik yazdim.

garip seyler oldu once. bir araba yanasti gece karanliginda. icindeki adamlardan yardim istedim. baska turlu cikamazdik oradan, yagmur cok yagiyordu ve benim gucum yetmezdi o koca cusseyi tasimaya. kendinden gecmis degildi, ama yarasi fazla kaniyordu. sardim sarmaladim. pek ise yaramadi. paldir kuldur goturduk sonra. iyi gibi oldu. sonra hastane sinifa donustu hizlica. ve oradan devam etti hersey. esrayi gordum sanki, bir de ahu vardi. siralar dardi, boyle ince uzun. ikili uclu yanyana. ilkokul siralari gibi. ilkokul siralarinda bitisik otururduk gerci. yalniz cantalarimizi nereye koyardik, onu hic hatirlamiyorum. koskoca cantalar, beslenme cantalari sonra. yer yoktu ki.. zamanla cikiyor insanin aklindan detaylar. hatta ortaokulda lisede filan nereye koyduk acaba.. siralarin alti bostu o zamanlarda. defterler oralarda olurdu, unutulurdu hatta bazen. ama genisti siralar, guzel uyunurdu. neyse galiba yerde dururdu cantalarimiz. annem herhalde ondan su pis seyi yataginin uzerine koyma derdi eve geldigimde, oyle olmali.. bir de beden cantalari vardi basimizda tabi. onlar siralar arasindaki koridorda ayak altinda dururlardi, artik burasini hatirliyorum bak. beden dersleri uzun surerdi. esofman unutup kacabilirdik, hoca bazen kizardi. ah mahir hocam, ozledim ben sizi.. sonra mudur yardimcisi oldunuz, sonra yine beden hocasi.. eskiden ben hep kart yazardim size. benden sonra kac tane daha sinif mezun oldu. koptum ben sonra. nerelerdesiniz ki acaba simdi. hatta ilkokul hocam zeliha hoca nerelerde, yegeni ilkan mesela, sinif arkadasim.. esmer dogan, uzun yener, kivircik can, sisman mert.. nerelerdesiniz.

yolculuk.

ve burki almanyaya gider.. kararlar vermistir, dogrudur yanlistir, ona goredir bana goredir. ama burkinin secimidir. ve mutludur da aslinda, ufak tefek sorunlari hala olsa da. ve pioche izmirde kalir. kararlar vermistir, dogrudur yanlistir, ona goredir bana goredir. ama piochenin secimidir. ve mutludur da aslinda, ufak tefek sorunlari hala olsa da. ve hikaye devam eder. belki biraz zamandan sonra, yepyeni ufuklara..

gece yarisindaki gun donumu.

televizyon bizi öldürüyor. kafamizi bulandiriyor, basitlestiriyor. basit bakiyorsunuz. basit dusunuyorsunuz. calismamaktan pas tutuyorsunuz, sanki hep her sey oyleymis, o zamankiymis gibi oluyor bir de. hafizamizi tazeleyemiyoruz. anlayamiyor, dusunemiyoruz o televizyon karsisindaki anlarda. ne soylerlerse inaniyoruz, umutsuz oluyoruz, duzelmez artik hic bir sey, giden gitti yoldan ciktik diyoruz. biktiriyorlar kendimizden. bunaltiyorlar. iki dizi, bir haber, bolca reklam seansindaymis gibi, gunumuz basliyor ve bitiyor. ozgurlesemiyoruz. televizyon seyrederek gecirdigim degil gunler, saatlere yaniyorum boyle dusunmeye baslayinca, hipnotize olmusuz ya biz hani, kurtulmus gibi nasil da cocukca seviniyorum. camlari kapilari aciyorum ve derince nefes almaya calisiyorum. sanki oksijen barindaymisim. yenileniyor her bir yanim. sogukta usuyor ve usumenin zevkini cikartiyorum. arkadan calan hafif muzik ile, o kadar cok seyi ayni anda yapmak istiyorum ki, yetisemiyorum. kafam onu yap, bu eksik kaldi, gec kaldin, su da var diye bagirmaya basliyor bana. o simsiyah ekrana bakiyorum ve elimi uzerine hafifce dokundurunca, yeniden beni hipnoz altina almak istiyormus gibi elimi kendine dogru cekiyor ekran biraz, o elektriklenmeyi yasiyorum sonra. guluyorum kendi kendime ve iki dakika icinde boyalarimi kagida dokuyorum. ne yaptigimi farkinda olmadan ellerim yagliboya icinde kaliyor gecenin bir yarisinda. kendime geldigimde onumdeki ufak kagida, birkac boyaya ve kirli ellerime bakiyorum. oylesine bagirmisim icimden ki.. disariya cikmis artik haykirislarim. kurtulmusum en sonunda. kapidan rahatlamis olarak cikiyorum.

2 mart 2006.

Sana o kadar kizdim ki nefes alamiyorum. O kadar kizdim ki kendime de, nefes almak bile istemiyorum. Feribotta o hep ses cikaran lambanin altindaki koltukta yine, ve cok siddetli bir ruzgar esliginde saclarimin deminki gibi dalgalandigini hissediyorum hala. Tum camlarda kucuk kucuk su damlaciklari, yagmur durmadi cunku. Ve aslinda ben de o damlalar gibi aglamak istiyorum etrafta oturan kimseye aldirmadan. Seni o kadar cok sevmisim ki kendimden nefret ediyorum sen sana deger vermedigimi soylerken, o basit kelimeler icimi paramparca eden cumleciklere donusurken yolun orta yerine oturup o kapkaranlik icinde, hungur hungur aglamak istiyorum, tam neye agladigimi kendim bile bilmeden. Gozlerindeki bakislara aglamak istiyorum, kendime aglamak. Sana aglamak. Ne kadar siddetle sevdigime aglamak sonra da seni. Beni acitan her seye aglamak. Kimse bana dokunmadan, kimse durmadan, hic bir sey sorulmadan. Seni birakip gitmek öldürüyor beni ve ne kadar istesem de yapacak tek bir sey bile yok. O kadar yoruldum ki yururken ve o kadar cok cöktü ki üzerime bikkinlik, herkesi ativermek istiyorum bulundugumuz yerden, karanliklari aydinlik yapmak, susmak, sana sarilmak ve oyle kalivermek, hic tartismadan. Neyin nasil oldugunu, niye oldugunu, hangimizin sucu oldugunu unutuvermek istiyorum. Basimdaki o korkunc agridan kurtulmak, seninle bir olmak istiyorum dusunmeden. Hala demirin cama surekli carpma sesi esliginde seni dusunuyorum. İnsanlar karmakarisik saclarima ve halen kipkirmizi olan yuzume bakarken, ben kocaman kocaman soluyorum. Nefesimi duzene sokmaya calisiyorum. Motor sesine, yalnizlarin o bitmek bilmeyen sessizligine ve koyu koyu devam eden kisa feribot sohbetlere aldirmadan seni özlüyorum. Senin de burada oldugunu dusluyorum ve sana cok kiziyorum. Beni bu kadar sevmene kiziyorum. Ve kendini bana bu kadar sevdirmene. –