ehiahea.

(guleriz aglanacak halimize mi? o da ne demek? hic de bile… ehua.)

b….. says: yeni bi star trek filmi cekilirse
b….. says: ay star wars
b….. says: o en bastaki kayan yazilarin soyle olmasini istiyorum
b….. says: burakla gamzenin universite diplomalarini alip selcugun bizzat doktor oldugu gelecekte…
b….. says: bla bla gezegeni dunyaya savas acmistir :)
kozetbey says: uzak gelecek falan degil o dedigin…
kozetbey says: baska bir evren
Gamze. says: ehuehuehuehua

atv. ve ahu tugba.

bu atvdeki gerizekalilik nedir, ben hala anlayamadim. bir tane eski yildiz, filmlerinde saclari kocamandi mocamandi ustu tokali, ama yine de severdik ahu tugbayi, bayulgene cikti sonra "ay bu benim asil hayatim, gercek gercek" diyerek ve konusmalari bir turlu yakalayamayarak butun gece basimizi agritti, bir garip olmus yani. sonra bir tane kebire midir nedir, esmer tiyatro oyuncusu, bir tane de sarisin sanirim eski sevgili, fakat ben bu kadar cirkin bir sarisin gormedim… boyle kara kuru derler ya, heh bu da sari kuru, yuzu filan da cirkin, sanirsam ahu tugba onun yaninda afet kalsin diye ozellikle secmisler. ay bir tane de asil adam var, eski manken, boyle yapili ama koskoca vucut bir insana bu kadar yakismaz, yuzunde tonlarca makyajla yatip kalkan ve kebire ile eski sevgilinin yanyana oturduklari her mekana gidip "napiyorsunuz ha siz, napiyorsunuz burada" seklinde bagirarak cumlelerine baslayan biri. bir garip komikler bunlar, ahu tugba genellikle herhalde isi gucu dolayisiyla cekimlerde bulunamiyor, onun gorevi goruntuleri canli yayinda aydin’in sacma konusmalari ve tahrikleri suresince izlemek ve sinirlenerek mutant gorunumlu sozde sevgiliye donerek "sevmiyorsun beni, seven adam boyle mi olur, sen kimsin ki, ben ahu’yum ahu tugba, ahu duzgun sever hic bakmaz erkek gibi sever" cumlelerini sarfetmek . ahu disinda kalanlar, bu malum uclu yani, dur durak dinlemeden oraya buraya gidiyorlar, adam hep sonradan ortami basan taraf oluyor; efendim sonra bunlar atismaya basliyorlar, kadraja sigmak maksatli kavga da etseler, birbirlerine de girseler, igrenc igrenc konussalar bile hep dip dibe oturuyor veya duruyorlar. boyle tahrik edici ve asagilayici kelimeler secerken bile birbirlerinden en fazla 15 santim filan uzaklar… hatta baska programlara da konu oluyor sanirim bu gunluk canli yayin, bu uzun upuzun tiyaro, cok perdeli; bir defa bu abla rolundeki esmer tiyatrocu – ki belki de hakiki abladir da ayrica tiyatrocudur bilmiyorum – ahu tugba’nin evi gorunumundeki setin kapisinda cadir kurup orada uyumus filan… ben kacirmisim o gosteriyi, uzuldum sonra cok. halbuki kacirilmamasi gereken en siddetli bolumlerinden biriydi tahminimce dizinin o safhasi; yuksek iq dusuklugu, rezil komedi, ve hakiki gerizekalilikla suslenmis gunler arzulayan herkes icin… yani televizyonun gunumuzdeki durumu, ve insanlarin gunumuzdeki garip boslugu, televizyon onunun salakligi ile muhtemelen arkasindaki zekanin buyuk catismasi; meslek konusu basta olmak uzere, cesitli noktalarda gozumu korkutuyor ve hafif bir igrenme duygusu ile kaplaniyorum. bu sekilde.

o kadar sacma yazilar…

bazen o kadar sacma yazilar yaziyorum ki ben, baska biri okusa utanirim diye dusunuyorum. bazen karanlikta balkona ciktigimda, seneler oncesi ciktigim balkonlari hatirliyorum, ve ayni sekilde demirlere yaslanarak sigara icisimi gokyuzune bakarak. bazen hep ayni yerdeymisim gibi geliyor, gokyuzu hep ayniyken ve hep ayni ay gozukurken… miller otesinden ayni yere bakiyoruz ornegin, uzaklardan ayni anda paylasilabilecek tek seyi paylasiyoruz uzak olduklarimizla. bazen eski sarkilari dinledigimde, degisik yerler geliyor aklima yine ayni sarkilari dinlerkenki, tek fark simdiki eskilerin o zamanki gunceller olmasi oluyor ornegin… bazen digiturk aquavision yerine uretilebilecek bir suru proje oldugunu dusunuyorum, ve nicin kimse yapmiyor diye merak icinde kaliyorum. yapmayi dusunduklerimizi yapmadigimizda, onlar hep hayal olarak duruyorlar ya, hep uzakta… sonra diyelim o yaziyi yazdigimizda, o resmi yaptigimizda, o konusmayi bitirdigimizde nasil bir rahatlama geliyor insana. hafifliyor ve sanki o gecelerde daha bir rahat uyuyoruz. hic uyanmadan, hic kapkaranlik icinde birden gozlerimizi acip hep o birbirine benzeyen tavanlara bakmadan, hic sagdan sola dondugumuzu farketmeden, kim bilir kac kere ayni gece, ayni uyku icinde… dis hekimi muayenehanelerinde veya ortodontist koltuklarinda basimiz hep yukariya bakar ya. nasil bunalir insan. bazen nicin tavanlara resim yapilmiyor diye dusunuyorum, ya da nicin televizyon tavana yansitilmiyor… kac upuzun saat gecirmedik mi hep benzer koltuklarda, hep birileri agzimizin icinde birseyler yaparken. bazen nicin hep ayni bakisi goruyoruz farkli kopeklerin gozlerinde, onu dusunuyorum. nasil oluyor da onca insan icinde nadiren o kadar simsicak bakislar yakalanabilirken, her kopekcik hic ugrastirmasiz o sekilde bakiyor bize, mutlu ediyor bizi, anlamiyorum… bazen o kadar sacma yazilar yaziyorum ki ben, baska biri okusa utanirim diye dusunuyorum.

guncel favori soru.

hani insan bazen dusunur ya… soyle olsa nasil olurdu, efendim boyle olsa nasil olurdu diye… simdilerde benim favori sorum "acaba ben cok caliskan biri (tum yazidaki caliskan sifati yalnizca ogrencilik acisindan gecerlidir bu arada) olsaydim nasil olurdu?" (bu arada 2: actigim muzik kanalindaki eski mankenlerimizden birine ait yeni klip yazimi ve beni bastan asagi sabote ettiginden kanali degistirdim ve o degistirme esnasinda biraz vakit kaybettim, simdi ise o malum sak sakaron sak saki sakisakisaki sabiri, de de diriri diriririr dir dir dirir diri, ram rari rarim parcasi caliyor agizda ekmek gevelemek gibi olan ve benim de bir sure cep telefonu melodim olmus olan, dolayisiyla yazimin nereye/nerelere gittigi konusunda hic bir fikrim kalmadi an itibariyle, hatta tum yaziyi bu halen acik ikinci tirnak icinde bitirmem bile olasi sanki) neyse tirnaktan kurtuldum, ne diyordum… heh, simdi ben eger lisede calissaydim, efendim ossye calissaydim, hadi onlar olmadi 4 sene sonra girdigim ikinci oss icin calissaydim, yahu bari biraz calissaydim, hakkaten zor bir universiteye gitseydim de en olmadi bari orada calissaydim azicik… acaba nasil olurdu? acaba ben simdi bambaska yerlerde mi olurdum… ah, nasil secimlere maruz kaliyoruz omur boyunca, ve kac binlerce farkli yol. birini seciyoruz ve digerlerini unutmadan etmeden nasil oluyor da meraktan olmeyerek yasamimizi surduruyoruz acaba. iste buradaki aptalligimizdan kaynaklaniyor hersey, unutmamak uzere unutma becerimizden… iste budur insan, iste buradadir kendimizi begenmisligimizin ust noktasindaki muhtesem varlik.

su anda.

‘karanlikta sigaramin ucu parildiyor. icimde bir gariplik, uzerimde kocaman bir yorgunluk. sac boyasi aldim, boyayasim yok. flormar 321 ariyorum, ki onun kesin nar cicegi oldugundan da emin degilim, zaten hic bir yerde bulamadim. yuksek sadakat caliyor ve kivanc hocayi hatirliyorum. haftasonu acikogretim sinavlari var, ama finallere calismaliyim ben tam tersine. atlatmayi ve agustostaki butunlemelere girmeyi dusunuyorum. kizim sanki cok ozluyor beni ben evde degilken, gidip gidip onu seviyorum, yazin ne yapacagimi dusunuyorum, basini ellerime suruyor. tuyleri elimde kaliyor. sahsi emailini bulur bulmaz gonderecegim yazdiklarimi. umrumda degil ne olacagi. icimde kalsin istemiyorum. yeter artik diyorum, canim yaniyor. birazdan uyumayi dusunuyorum. ve karanlikta sigaramin ucu parildiyor.’