en guzel borek, en guzel dondurma.

en guzel borek, kadikoy’de, altiyol dolmus duraginin hemen yaninda. bogadan asagiya inerken, sag kolda, cetinkayaya gelmeden, kucucuk bir dukkanda. cok isleyen bir yer degil belki, ama bilenler hep oradalar, ordan aliyorlar ve bu yuzden aksam saatlerine kalirsaniz borek keyfi icin, cesit cok az kalmis oluyor hep. sahipleri trabzonlu ve boregin yani sira, pide de yapiyorlar. kurt boregi var, kol boregi var ve sanirim bazen su boregi de var… hic bir yerde bu kadar guzel borek yemedim, hic bir yerde boyle kocaman porsiyonlara bu kadar az para odemedim. denenmemesi, buyuk yanlis olur.

en guzel dondurma, cinarcik’ta, sabri balkan’da. ta annemlerin 20li yaslarindan itibaren, cinarcik daha cinarcik olmadan, 30 senedir orada olan belki de tek dondurmaci, bana gore dondurma ustadi. iki ayri dukkanlari var, biri meydanda, eski peynircinin yerinde, parkin hemen karsisinda. ikincisi eskiden lunaparkin iki girisinin ortasinda olan dukkan, simdiki yeni yeri orayi biraz gecince. yani eski atlantisin yaninda, cinarcigin ilk gazete satmis bufesinin yani yeni tostcunun hemen karsisinda, sol kolda kaliyor. sabri amca ile baslayan sabri balkan efsanesi, halen ailece devam ettiriliyor. ve ben sabri amca dondurmaciligi birakirsa nerede dondurma yiyebilecegimi henuz hic dusunmedim. hic bir yerde bu kadar guzel dondurma yemedim, hic bir yerin dondurmasini yemek icin yaz mevsimini bunca ozlemedim. bu arada ozlemem sadece yazin dondurma yapiyor olmalarindan kaynaklanmiyor, zira kisin da yapiyorlar, ama ben ananemlere genelde yazlari gidiyorum. ah sabri amca, n’olur isini birakma, puf noktalarin varsa da sakin sadece kendine saklama, cocuklarina da anlat. konuyla cok alakali, tesadufen rastladigim bu blogun son kismini da okumanizi siddetle tavsiye ederim, cunku sabri amca herkese hep ayni yaniti verir, baska yerde sube acmasi konusunda… keske acsa, kader.

ailem.

benim ailem komiktir. essizdir. eglencelidir. kimse dedem kadar hem uzak hem yakin, en ogretici ve en sevilen olamaz mesela. kimse onun gibi bilgece bakamaz. kimse dayi gibi en icten, kalin sesli eyvallahi cekemez tesekkur niyetine, kimse onun gibi binlerce sey anlatamaz durup durup, tum ayrintilarla, alakasiz ama dinlenen anlarda. ananem gibi seke seke, yavasca yuruyemez kimse, ananem gibi patavatsiz olup, her an bagira cagira konusamaz. onlarca seyin icinden en alakasizini bulup da soyleyemez aslinda gayet normal bir konusma sirasinda, yarim yarim manasiz cumlelerle onlarca seyi hic kimse anlatamaz. babam gibi esprituel olamaz kimse, hic kimse beni bu kadar gulduremez, koruyamaz, kimse oyle bakamaz ve kimse anneme onun kadar asik olamaz. hayatta annem gibi sert gorunemez kimse aslinda ici minicik bir kizken hala, kimse onun gibi durup durup en alakasiz anda aglayamaz o kadar icten, kirilamaz. bunca naif olamaz kimse, ve onun gibi kimse gulumseyemez. bunlar gibi cumleler kurdum dun gece cinarciktaki yatagimda uykuya dalmadan, aynilarini degil, daha guzellerini aslinda, ama hatirlayamadim simdi. bu kadari kalmis aklimda o guzelim cumlelerimin. ve en kisa zamanda o soz konusu video kamerami almak istegimin… ailemin geri kalanlarini aklima o anda getirmemisim, biricik kuzenlerimi ve teyzemi mesela. henuz yanimiza gelmediklerinden bu yaz icin herhalde. evet, kimse onlar gibi bu kadar rutine donmus bir seyi, her sene yeniden yasatamaz elbette ve kimse istanbuldan ankaraya her donusunde, sonbaharin gelisini bana bu kadar inandirici sekilde anlatamaz. bir eski yazimin sonunda vardi bu ayni fikir, benzer sekilde. teyzemler gider her defasinda, ve yaz biter. sonbahar geri gelir, soguklar geri gelir…

ah istanbul.

hava burada ne kadar sicak. nem de var sanki. ustelik kocaman yuksek binalarin fazlaca ruzgar kestikleri bir sokakta, zamana halen direnen dort katli sirin bir apartmancigin ilk katinda, cam kapi acik olsa da esmemekte direnen havada ve oldukca kaliteli de olsa sahte deri kocaman bir koltuk uzerinde oturuyorsaniz, sicak sanki daha da sicak, yapis yapis bir sicak oluyor. oluveriyor. donusuyor sanki, uzerinize uzerinize geliyor. ne giysem sicak. insanin su yatagi alip patlatasi geliyor, b plani olarak surekli akan soguk suyun altinda kuvette uyuma fikri kafada surekli dolasiyor. televizyonlar her zamanki yaz rehavetinde; kutuphanede kitaplar, radyolarda sarkilar, internette sanki sayfalar tukenmis. insan bunaliyor. hem ayrica onu, bunu, sunu yapasim var. yapilmasi gerekenler listem kabardikca nadiren kagida doktugum listemde, bir yerlere gec kaliyorum fikrine engel olamamaya basliyorum. ah istanbul. sicakla birlestigin zaman, hakikaten guzelligin sinir bozucu hale geliyor. sadece sicak olsa, tamam. ama nem de var sanki..

iki gece once.

yagmurlu ve karanlik. gunes batmis, hafif karanlik hava, simsiyah degil. o isiklar belki de evden geliyor. terasimsi yazlik balkonunun kirmizi demirlerinden sarkarak bakiyorum uzaga. demirler islak ve balkonun o bolumunun uzeri acik, yuzume damlalar vuruyor. gamze koseoglu gamze hanim gamze hanim diye bagiriyor adam. efendim dercesine disariya uzanirken, yanimda olayin ne olmaya calistigini anlamak isteyen anneannem duruyor. zarfimsi bir kagit parcasi veriyor adam bana. adam orda uzakta dururken nasil zarf hemen benim elime geldi, orasini bilmiyorum. bakmaya calisiyorum, karanlikta secebildigim sey turkcell amblemi ve o tanidik lacivert. bakisimi yeniden adama donduruyorum. sagina hafifce donmus, yuzunun yarisi karanlikta, cekingen ama korkutucu anlik bir bakis atiyor bana. kirli sakalli, esmerce biri. ustu basi islak. tamam diyorum hic bir seyden kuskulanmadan. zarfi henuz acmamisim. adam bakisini bozmadan donuyor sanki isteksizce, uzaklasmaya basliyor. saga donup, uzeri kapali olan bolumune yuruyorum balkonun, merdiven basi olmayan yere dogru yani. masanin uzerindeki ampul orayi aydinlatiyor. sandalyeye oturmuyorum. aciyorum kagit parcasini. icinden kimligim cikiyor. ismim soyadim, evet dogru. resmim yok sadece. neden anlamiyorum. arkali onlu tastamam benim kimligim. kafam karisiyor. verilis nedenine ve yerine bakiyorum. kimligimin baskalarindan cokca farkli olan yeri orasidir. hayir. baska seyler yaziyor. kaybolusundan oturu yenilenmistir. hic bir sey soylemeden iceri giriyor ve odamdan cuzdanimi buluyorum. benim kimligim orada. gercek olan yani. evet, arkasindaki bilgiler de tamam. peki bu zarfin icinden cikan nedir. adamin bakisi aklima geliyor. hava zaten serince. urperiyorum. sonra evden disari cikiyoruz. olaylarin nasil gelistigi biraz sisli, bulutlu. baska bir sehirde oldugumuzu biliyorum. burasi deminki yer degil. balkonlu ev yok bu sehirde. restaurant benzeri yerdeki sokak tarafindaki masaya oturuyoruz. buyukce bir masa. hava halen karanlik. yagmur devam ediyor ama basimizin uzerinde kocaman bir semsiye var. masa kuru. masada tabaklar yok. koyu renk giysiler var uzerimizde. elleri var herkesin masa uzerinde. tik tik tik endiseli parmak sesleri tahta uzerinde. supheciyiz, belli. hem hani mevsim yazdi. yagmur nicin durmuyor. kafam da sisli, bulutlu. bos bakiyorum. amcam, halam, ben ve babam variz masada. belki de baska insanlar. emin degilim. nasil olabilir peki diyor birisi. gercek kimligi almadan, nasil kimligin yenisi yapilmis. nerden kim taniyor beni. buyuk bir olay bu. o anda buyuk. adama sorsaydim ne olurdu. sormami bekledigi icin mi tedirgindi adam. keske sorsaydim. karanlik yerlerden geciyoruz. korkum buyuyor. kapali bir ortama giriyoruz ve sabah olmasini bekliyorum. sabah olmadi. telefonumun calisiyla irkiliyorum. bos bir yerdeyim sanki, bir telefon bir ben. yine karanlik. gece oldugundan karanlik olabilir, hakikaten bos bir yerde olabilirim, ya da belki elektrikler yok. bu dusuncelerle aciyorum telefonu. karsimda ismail hoca. gamze diyor. efendim diyorum. susuyor hoca. anlamiyorum. hocam diyorum. sesleniyorum. efe diyor. susuyor. ben bekliyorum. konussun diye. ama hoca konusmuyor. yine susuyor. ben de susuyorum bir muddet. hocam diyorum. ama bu defa bir soru isareti var kelimemin sonunda. sesim hafifce yukariya tirmanmis. hoca susuyor. kafamda nasil bir dakika daha neler nicin hayir hayir hayir diyorum once, sonra sesli olarak hayir diyorum. ve yere cokuyorum. evet diyor hoca. sesinde cokmus bir hava. bir bikkinlik. mutsuzluk. ayrintilari veriyor kesik kesik. yer zaman soyluyor. baska bir sey demedim sanirim, tam hatirlamiyorum. telefonu kapatiyorum. henuz yerden kalkmamisim. agliyorum. ve sonra gercek bir gecenin ortasinda, gercekten sessiz bir kapkaranlik icinde, icim gercek korku ve gercek umitsizlikle dolmus sekilde uyaniyorum. balkon kapisindan ayaklarima soguk ruzgar esiyor. dizlerimi karnima cekiyor, gozlerimi yeniden kapayincaya kadar bos duvara bakiyorum.