koku.

bugunku pra dersini tamamen unutup, orhan hocanin dersi de konferansa gideceginden; ve devrim hocanin yarina okunmasi bitecek kitabini henuz bitirememis oldugumdan, okula gitmedim. su anda saat 1130. hava guzel, o acidan kapi pencere acik her yer; simdi de yazinin yazilma sebebine geliyoruz: disardan acayip bir kabak-patlican-patates kizartmalari ve ustune domates sosu kokusu geliyor. ananem muthis yapar. bazen tabi yemek kokusu geliyor burda sagdan soldan, daireler yakin birbirlerine. ama insanin sevdigi bisey kokunca, gidip biraz isteyesi geliyor. mesela gecen gun de mercimek kokusu geliyordu. corba degil ama, yemek. ah, annem cok guzel yapar. di mi kuzen? ehea.

sitem.

zeynep onun resmini buraya hic koymadim diye bana bozulmus. daha dogrusu mutemadiyen bozuluyormus. klasorlere bakiyorum bakiyorum bir fark goremiyorum, kizimin bile klasoru var dedi filan. ama resim de yok bende simdi, hpm tamirde. onun spaceinden caldigim bir resimle biraz gonlunu alicam simdilik, neyse…

yesil tavsan ve pembe kupa.

bu sabah feribotta bir amca gordum. hava sicak olmasina ragmen dort-bes kat giyinmisti. kirmizi bir balikci, ekose bir gomlek, kazak, yelek, mont… hepsi kirli ve eskiydi. basinda bir beyzbol sapkasi vardi. sakallari bir kac gunluk gibiydi. yuzu de kirliydi sonra, elleri de. feribotun ic kisminda oturuyorduk, ben kanepe tarafinda, o masaya kollarini yaslamis, sandalyede. kucuk yesil bir radyo cikardi cebinden. anteni olan, ufak bir tavsan seklinde radyo. arka tarafi ve pil kapagi kirilmis. icerdeki kablolar gozukuyordu. cizirtili bir muzik duyuldu. cep telefonlarindan radyo dinleyen, mp3 playerinin kulakligini takmis olan, elinde gazetesi ya da cantasi; insanlar o yone donduler. ben de dondum. turku gibi bir sey dinledi amca bir muddet. kimse bir sey demedi, bazilari bakistilar. ah bu nedir canim gibilerindendi ama, kucumsemek gibi. cizirti cogalinca amca radyosunu sanirim yeniden cebine koydu kapatip. cok bakmak istemedim ayip olmasin diye, bilemiyorum tam. gozlerini hic goremedim, sapkasi cok yuzundeydi. bir defa yandan azicik goruverdim, ama anlayamadim. nasil biri, farkedemedim. sonra sanki uykusuz gibi ellerini yuzune kapatti, parmaklariyla kulak memelerini yukari dogru cevirdi. parmaklarimi kullanirim ben genelde sesi kesmek istedigimde, ama onun yontemi baskaydi. sapkayi daha da indirdi yuzune. bir muddet oyle kaldi. sanirim rahat vermedi ki sesler, ya da baska her hangi bir sey, belki dusunceler; uyandi, uyumaya calisti, uyandi… benim aklimdaysa hala arkasi kirik yesil cocuk radyosu vardi, ellerinde sikica tuttugu. indik sonra feribottan, otobuslerin bazilari gelmis bazilari gelmemisti. yaninda o once pek hoslanmadigim, cok fazla allik surmustu, beyaz kotlu hos kadin ile birlikte otobuslerin oraya geldi amca. sanirim yardim istemisti, kadindan hoslandim ben o arada. ne olmus allik fazla kacmissa diye dusundum. hayirli isler diye bagirdi tam onumde duran otobusun soforune kapidan. insanlar biniyorlardi o arada otobuse. hop dedi sonra. konaktan gecer mi. sofor bakti amcaya, ama cevap vermedi. amca sordu bir kac kere daha. ben arkadaki otobusun konaga gittigini gormustum, durdum, bilemedim. sofor cevap vermedi. sofore pis pis baktim. kotu seyler dusundum hakkinda. o arada beyaz pantolonlu kadin amca amca dedi, arka taraftaki otobusu gostererek. uzaklastilar biraz, amca bindi. o kumral erkeksi kadin soforun kullandigi konak otobusu harekete gecti. ben beyaz pantolonlu kadinin iyi biri oldugunu dusundum yine… ve aklimda hala ayni tavsan radyo vardi. feribotlari seviyorum bu yuzden, boyle seyler bazen komik ya da ilginc olabiliyor, bugun olmadi. huzunluydu bugun okul yolu benim icin. yine feribottaki kendi bardagini evden getirmis olan ve ona cay doldurtan genc cocuk bile ikinci plana dustu iste bu yazimda… halbuki onun kupasi da seker pembesiydi, komik sayilirdi. tavsan kupayi gecti.

ismail hocama ithafen; hem zaten siir, siirdir. – belki.

(ilk siiirim sayilirdi, vakti zamaninda, idare edin.)

Belki

Korku ve kaygiyla karisik
Oncesiz ve sonrasiz
Gozle gorulmeyen gucumuzu kullandigimizda
Gunahlar
Yalnizlik
Belki bir annenin her zerresinde
Belki de kimse bizi gormedigi zaman

Cennetin anahtarlari
Bodrum katlarinda yakiliyor
Dinin bilinmezligi yeniden geliyor akillara
İnandiklarimdan kacarsam
Sanki olum gitgide hizlanmakta
Cisimsel aldatmacalarsa
Yavas yavas farkediliyor
Belki bir annenin her zerresinde
Belki de kimse bizi gormedigi zaman

2000

kose baslarindaki sari kutucuklar…

eskiden her kose basinda bir sari kutucuk olurdu. bizim kirtasiyenin yaninda vardi. mektup atmak icin ta postaneye gitmeye cok usenirdim, pullarimi onceden alip, mektuplari o sari kutucuklara birakirdim. hic gormedim ama tahminime gore sonradan postaci amca gelip alirdi. postacilar hem mektup getiriyor, hem de goturuyorlardi o zaman, simdiki gibi degildi. gerci simdi postacidan cok ozel kurye dolasiyor etrafta, sinir kucuk motorsikletler ya da kocaman mavi/kahverengi kamyonetler ile. o sari kutucuklarin agizlari metaldi ama acik degildi, ufak dikdortgenler yan yana dizilmislerdi ve dis gibi gozukuyorlardi. mektubu atinca dibe dusme sesini hic duymadim ben, demek kutular genelde doluydu. sonra, kutucuklarim kalkti. mektup arkadasima yazmadim bir sure sonra. normal arkadaslarima nadiren yazdigim seyleri de, eglence icin yapiyorduk cunku biz bazen, iki sokak oteme mektup gonderdigimi bilirim, yavas yavas az yazmaya basladim. belirli zamanlarda kart atmak kaldi sadece, sonra da bir muddet gittim gelmedim zaten. 2000den sonra, selcuk bana cok kart atti viyanaya. annem-babam da mektup yazarlardi. posta kutum dolu olunca sevinirim ben cunku. genelde uzaga gidince insan, arkadaslarinin olur olmaz kart atmasini istiyor, ya da atiyor. selcuk simdi israilde, ve yine kart donemi basladi. (simdiye kadar yanilmiyorsam bes tane gonderdi, resimlerini cektim ama flas acmadim biraz sari cikmislar, neyse.) ki ben bundan asla sikayetci degilim, hatta bakiyorum surekli posta kutuma yeni bir sey var mi diye, eminim ki burak da degildir, ancak biraz mahcubum. ben yazmiyorum diye. yazmak problem degil de aslinda, gondermek birazcik. dilegim o sari posta kutucuklarinin yeniden kose baslarina gelmesi.