kina.

on senedir yapmayip yapmayip da bu son zamanlarda gerizekali gibi bir imalar, bir ignelemeler, bir kirici satasmalar beni sinirden uzuntuden delirtip, hic-hic-hic yapmadigim seyi yaptirtip bir sureligine kendini bloklattiran sevgili arkadasimin kicina kina yakmasini temenni ediyorum. git bir turk marketine, kesin vardir.

ay saat kac.

tembelligimden take-homea gecenin ikisinde baslayip, su anda yani sekizinde bitiren ben; uykusuzluktan portlemis gozlerim ile yatagima gitmeden evvel; silginin dugme burun-siyah sac yegenine cok sevindigimi, uykusuzlugun berbat otesi bir sey oldugunu ve insanin beynini bulandirdirarak sanirim sarhosluk hissi yarattigini soylemek ister, sabah nette bulusuruz belki diye konustugum burak ve selcuktan ozur diler, kocaman operim.

bogk. (bu basligi daha once baska bir yaziya koymus muyum ben… hmm.)

hastalıktan ölüyorum. plugooyu silgiden calmistim, simdi aklim bu popomundo nedir/neresidir orda, onu da calicam. ayrica bir de beni sobelemis, uff. listeme ekledim. su odevleri bitiriym de, sira gelecek, yazicam artik. ayrica bu ideefixe siparisim nerde kaldi, yoksa yurtici kargo bostanli subesiyle gene mi kavga edicem. valla birbirimizden biktik herhalde, boyle karsilikli pis pis gulusuyoruz, o kadar yani. bir de ben kimi ebe-sobe-sobe-ebe yapicam onu dusundum. valla burki-kozet kesin de, silgiyi geri sobeleyemiyor muyum acaba, supheliyim. bu buyuk sorunsali cozmeliyim. ehe-ha.

böyle kahpedir dünya…

"söyle kaç yaşındasın, dertlerin başındasın, istisnasız her an geçmişi özlüyorsan.
bilmem kaç yaşındasın, gözleri yaşlardasın, istisnasız her an yarını düşlüyorsan.
yolculuk nereye, neler uğruna ölmeye, dört yalnızlıkla bir doğruyu götürmeye.

hadi durma ağla, ağla, yaşlar kurur zamanla, ağla; böyle kahpedir dünya, son bulur kollarında.
hadi durma ağla, ağla, yüzünü ıslatmasan da ağla; belki hepsi bir ruya, son bulur kollarında.

söyle kaç yaşındasın, herkes kadar yalnız mısın, ince ince titremen soğuktan mı sanırsın.
bilmem kaç yaşındasın, herşeyin farkındasın, acılar biriktirip, damla damla harcarsın.
yolculuk nereye, kimler uğruna ölmeye, dört yalnızlıkla bir doğruyu götürmeye.

hadi durma ağla, ağla, yaşlar kurur zamanla, ağla; böyle kahpedir dünya, son bulur kollarında.
hadi durma ağla, ağla, yüzünü ıslatmasan da ağla; belki hepsi bir ruya, son bulur kollarında."

birol namoğlu – haluk kurosman.

yeliz gene mi yuzunu yakmis…

su anki yaziyi rod stewarti kirmizi bir tulum giymis sekilde, file corapli kadin bacaklari arasindan ceken kamera goruntulerinden olusan bir klip seyrettikten sonra yazdigimdan, beynim biraz bulanmis olabilir. i love you honey! ayrica hot legs! peki. daha fazla karisikliga mahal vermeden, biraz once soyle dusundum, onu yazmak istedim, anlatayim: aslinda okul bitsin istiyorum ben artik, bunaldim cunku. sacma seyler ezberlemeler, muthis eksiksiz aalik sinavlar vermeler ve ertesi gun hic bir sey hatirlamamalar filan. yoruldum bu bos sistemden. ama bugun baska bir sinava girmeden once katila katila guldum ya iki dakika icinde hemencecik, hani tunca "puhaha bugun yeliz kendini yakiyormus gene biliyor musun" dedikten hemen sonra. ve karsilikli o tarifsiz anlayis icindeki kocaman kahkahalar ile. ve acaba siraya azicik kopya mi yazsak diye dusunmeden hemen once. bu rod stewart ile karsilasmadan once boyle dusundum iste. belki de bunalmamisimdir, seviyorumdur cok da, bunal-t-mislardir diye. herhalde.