Silgi – Superstitious. (- ehuea -)

Quote

Geçen gün Kim isimli markette aburcubur reyonunda dolaşırken, hemen arkamda bir telli bölme içinde müzikli çocuk kitapları sattıklarını fark ettim. Otobüs şeklinde, efendim taksi-kamyon-araba şeklinde çok güzel kitaplardı bunlar. Baktım market de bomboş, hadi otobüsün kırmızı düğmesine basayım dedim. Aniden bir çocuk sesi:
ALLLAHUUEKBEEEER,
ALLLAHUEKBEEEEER,
ALLAH BABA SEN NE İYİSİİİN
ALLAH BABA HEY HEY!
diye cırlayarak şarkı söylemeye başladı. Hayır ses de sevimli bir ses, mesela uzaktan beni gören bir insan o sesi benim çıkardığımı falan rahatça düşünebilir tipime bakarak. Neyse ki market boş. Neyse ki market… naboş, na. Şarkının sesini duyunca mı artık anlamadım, 3 tane teyze-amca çifti aburcubur bölümünün köşesinden görünüverdiler. Ulan basıyorum basıyorum susmuyor da alet. Mecburen kitabı aldığım yere çaktırmadan bırakıp ağzımı oynatmaya başladım senkronize bir şekilde, ALLAHUUEKFEEERL ALLAFUUUEKBEERRG diye. Bir yandan da gülümsüyordum teyze-amcalara bakarak. Eğer 20 saniye daha gözümün içine baksalardı, yemin ederim Metin Fidan’ın Ediz’i gibi şakadanak düşüp bayılacaktım. Ama iyi oldu bu deneyim, hidayete erdim biraz.

deli defteri.

uzun zamandir, kafamda yazmam gereken seyler donuyor. kendime, bloguma, arkadaslarima, aileme… isle ilgili, okulla ilgili, sacmasapan, kisa mesaj, yazi, email, konusma… hepsi hep beraber. hep donuyor, birikiyor, unutuluyor. soylenmesi gerekenler, soylenmemisler, soylenenler, soylenmeyecekler. kagit parcalarinda, telefon koselerinde, kafamdaki kuytu koselerde hep bir arada toz icinde kaliyor…
***
bir tanem, dogumgunun kutlu olsun.
***
oldu epey bir zaman… silgiye dogum gununde alti mesaj atim, bir mesaj seklinde. delirmis gibiymisim saniyorum sicakta, yolda, saatler boyunca. sonra okudum, kendi kendime sasirdim, soyle yazmisim: "Bu telefon manyak galiba, telefon defterinde numarani gostermezken, mesaj klasorunde patir patir dokuyor tum ayrintilari; neyse ki sms silme aliskanligim yok. Heha. Neyse konuya geliyorum: Nice senelere Silgicim, N.S.S. olarak da ozet gecebilirdim tabi, hmm. Bu arada ‘Gun bitti kzim oohho yeni mi uyandin yuh yani bi gunluk oldum nerdeyse ppff’ seklinde gelebilecek tum sitemlere hazirlikliyiz, hepsini gecerli kabul ediyor ve mazeretimizi buyuruyoruz; ‘Yedi bitirdi beni bu Milliyet, zaten hava sicak, bi de hasta olmus muyum tam da haftanin basi, bbooyyle patlicak gibi ve sikinti icinde, cikolata pasta hani seker ah evet asure seklinde dolasiyorum, Ayrica bidi bidi bi de bid-bid-vid…’ Hali hazırda cenem dustu; ve de servis cok salliyor, ekrana bakmaya calismaktan da kusucam; kissadan hisse (nasi yani) ikinci kopru uzerinden dogumgununu kutlarim toplam alti mesajla, az kassam yedi olacak; peki, sustum"
***
cep telefonu faturasi.
ozgunle konus. +meltem hoca
yargiciya ugra.
staj dosyasi bitir.
beyaz tshirt paketle, babaya ver, geri gidecek.
annenin mp3leri.
karadeniz turu. tunc ara.
anane ve dede ziyaret.
basvurulari gonder artik – unutma.
kalan yazilari duzenle +utku ara +insan kaynaklarina git, emailden isme bak gitmeden once.
***
hocam bir ara bulussak da yemek yesek… bak, tatile ciktin cikican
***
bu msn ne demeye yuz sene onceden bin kisiyi eklemis, ben mi delirdim, virus mu var. bence hep bu baglantili cep telefonu yuzunden. ayrica bir de cebe msn ne lazim, sanki kullaniyorsun. msn sil, pocket pc virus programi bul.
***
evet ben baktim… evet evet hepsine. mezun olmus musun merak ettim sanirim… bilmiyorum kafam karisik bu aralar, her baktigim yerde seni goruyorum.
***
evet, tamam yasinay, pazartesi bulusalim. merve ne demeye gitmis armutluya ayrica. ppff. neyse sen ben didem bulusuruz. bu arada bana su istek kart icin napicaksak soyle bari de, gitmeden alayim ben de. unutma ama, zaten yuz gunde gondermisler sana, bana allahbilir ne zaman gelecek…
***
upuzun sari saclarindan bir tutam havalandi ruzgarla. ucustu once, nereye gidecegine karar veremedi, yandaki adamin omzuna degdi. arkaya suzuldu sonra. cirpinis icinde, tel tel ve cok hizli. hizlica. bana ulasti, yuzumu hafifce cektim, koseye kaykildim, kucuk yastigimi duzelttim basimin altindaki. cift tarafli acik camlar arasinda donup duran hava sert davrandi tutama. surekli savurdu. ama hic tam birakmadan, tam anlamiyla ucusturtmadan. salindi durdu sari teller, kulakligimdan bana gelen muzikle korkunc garip bir uyum icinde. ve kimse kendine degen sari saclardan cekilmedi. ben hayretler icinde bir muddet sari ve ruzgar dansini seyrettim. herkesin her teli salinim halindeydi ama, hepimiz o sari tek tutama giptayla, kiskanclikla, begenerek baktik. ozgurluge ulasan bir tek o oldu. ve ben simdiye kadar boylesine estetik bir sey hic gormemis oldugumu dusundum, gunes hafifce vurup rengi daha da ortaya cikartirken.
***
bayulgenin sesine benzettim o sesi. ve sadece bir defa, her zamanki tercuman yoklugu sacmaligi yuzunden, yaptigi birkac kelimelik konusma sirasinda duydugum ve hayran oldugum o fransizcayi. onunkine benzettim. yaslandigini dusundum, yuzundeki o hayat izleri, yasanmisliklarin kaniti ve tek ortagi dedigi cizgilerin derinlestigini dusundum. siyah beyaz muhtesem goruntuler icindeki bir kizi, bir an berraka benzettim. sonra emin oldum. kopukleri cok sevdim. bu gece ona birakip gittigi icin kizan butun herkesi cok sevdim. komik buluyorum huzunlendiginde heyecanlanip, aldirmaz tavirlara burunme telasini… ve uzucu buluyorum cumartesi gecelerimi genellikle disarda arkadaslarimla gecirmiyor olmamin baslica sebebinin artik olmayisini. gozlerim 4e dogru yari acik, yari kapali; ve ozellikle gun dolu gectiyse tamam sadece sesini dinlerim, bir muddet gozlerimi dinlendireyim bahanesiyle kendime yalan soylemek… uykusuz kalmayi ozleme olasiligim, beni taniyanlarin aksi uzerine hayatlarini koyabilecekleri bir iddia konusu olabilir. ve yoklugunu arayacagim insanlar listemin cok uzun olmayacagi da bir baska konu. bu defa o beni taniyanlari buyuk maddi zarara ugratarak gidecegim uyumaya, yatagima. kaybettiniz.

“karanlık…
spot ışıklar yanmadan önce, sahne karanlıktır.
insan…
spot ışıklar onu aydınlatmadan önce, insan sadece insandır.
karanlıkta kalanlar, ışıkları kıskanırlar ama o, insanı özler.
orda olmasının bir nedeni vardır mutlaka, ama o yalnızlığına kaçmak ister.
yalnızlığın yalnızlık olacağı bir yer, mutlaka vardır.
gel seninle bir adım atalım şimdi, ben gideyim..
emin ol ki, bir süre ayrı kalırsak, hiçbir şey düzelmeyecek..
olsun, ben biraz gitmek istiyorum..
kravatımı çözmek, makyajımı silmek, şişmanlamak istiyorum.
saçlarımı uzatmak, tırnaklarımı kesmek, taze fasulyeden bahsetmek.
kimin daha iyi olduğundan habersiz, artık en iyi olmak değil, en iyiyi almak istiyorum.
tercihlerimiz yolumuzu aydınlatır.
ışıkları, kadınları, alkışları, parayı, dedikoduları, araba anahtarlarını, soruları, olmamış cevaplarını sana bırakıyorum.
onları al.
alabilirsin, zor değil, spot ışıkları yandığında tavşana dönüşmüyorsan eğer.
neyse…
buralarda olacağım, size bakacağım, başkalarını sevmenizi izleyeceğim, mutlu olacağım, çünkü ben de onları seveceğim.
uyuyamayanlar için,
uyutmama televizyonu artık sona eriyor…
iyi uykular…”

22.07. – 2. – son.

secim: kanalturk‘deki sunucunun "duydugumuza gore su anda cankaya bizim sloganlari atiliyormus akp genel merkezinde sevgili seyirciler" dedigi demin ve kanal a’da canli yayinda iste o merkezden sevincli yuzler arkasinda yuksek volumde sarki turku karmasasinin yukseldigi, sokaklara akp bayraklari ile kendilerini atmis insanlar fondan gecerken; sozluk‘de ‘biz hakettik herhalde bunu’ yazdigi cogu kisinin kendini kaybetmis sekilde ve msn’de neredeyse herkesin iletisine ufak aptal notcuklar yazdigi; her sey yeterince kotu degilmis gibi dtp’nin bagimsizlarini meclise sokmasi ile mutlu mutlu partiye donusecegi ampul isigi altinda buyuk ihtimal; ve an itibari ile yuzde elliyi gecmis oldugu akpnin; chp’nin bugun dune oranla en az 80 milletvekili az olacagi gercegi mecliste ve star, kanal d, kanalturk her yerde bir suru unlu yorumlar yaparken, cogunun aslinda gayet ikiyuzlu sekilde bircok ‘elit’ gibi akp’ye bastigi gercegi bugun o kucuk evet yuvarlakcigini… ve mehmet agar ile yardimcisi dp’den istifa ederken, chp genel merkezi onunde de "baykal istifa" seslerinin duyulduguna dair aciklamalarin gectigi televizyon kanallarindan birinde… tek ama cok yetersiz teselli, kesin degil ama olur a, bir koalisyon olabilecektir secim basligi altinda bugun/bu aksam/bu gece/yarin, baska hersey manasiz. ugan’in iletisini sevdim ki tamami burda, "…ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer ve hala şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak, kabahat senin canım kardeşim." ayrica bakiniz: 11059229, 11058525, 11058626, 11058674, 11059261, 11058534, 11058712, 11059282, 11058370. sonucta saat 22:13, artik gerisini yarin takip edecegiz, gerci nedir, neyi nicin takip ediyoruz… son not: caps-tsk.

22.07. – suclu o lambakafaliadamdan daha cok sensin. – umutsuz.

ya cok az kisiyiz biz gercekten, ya da bu durum sadece kisi yuzunden… ‘1 parasiziz biz komur lazim, 2 hay ben bu medyanin tum suc onlarin, 3 onu bunu birak artik kendine gel cogunluk biziz ulan iste cok konusmayin’ bahanelerinden kurtulunca. artik anlasilsin o halde ve gitsin bu adam. olmuyor iste sevilmiyorsun – ve nedeni, nasili, sacmaligi, mantiksizligi bilmemne önemli degil. karizmatik ol, zeki ol, dogru ol, herseyinle tamam ol – zart zurt vb. vs. etc. resmen; madem olmuyor, o zaman o kocaman egondan bir sekilde kurtulup isi gucu birakip gayet elini etegini cekip omrun boyunca sadece bos otursan bile eline hazir gelecek yeterliden cok daha fazla olan soz konusu yuksek maasin ve arkadaslarinla kendi kosende oturacaksin kardesim. torunuma, hatta neredeyse oldu olacak kizima carsaf giydirtip, kocasinin bir adim arkasindan yurutmem ben; kimsenin arkasindan da yurumem. ya sen defol git, ya da biz bu sooniamcoming – waitmethere – withyourblacküberzug – and – withyourbookinyourhand – mydeardarling cehennemden defolup gidelim, atalim kendimizi baska bir yerlere, icimizde sonsuz huzun ve ozlem…

“istanbul mu, izmir mi?”

hani bir istanbul yazim vardi, bir de viyana sanki… yanlis miyim. istanbul’a kim soz soyletir, orasi ayri; ama gercekten de hos bu yazi… ‘tanismis miydik biz seninle yoksa yazi, biliyorum bunlari ben de bir yerlerden az biraz’ hissi getiren yaninda, birdenbire.

Alıntı

istanbul mu, izmir mi?
insan ömrünün en güzel dört senesini;
on sekizimden yirmi ikime kadarını bağışladım istanbul’a.
her köşesinin kıymetini bilerek soludum
ve kazıdım hafızama.
ama ne bebek’te yenen dondurma,
galata kulesinde saçlarımı uçuran rüzgar,
ne üsküdar sahilinde içilen çay, ne nevizade’deki buzlu rakı
serinletemedi içimi henüz yarısı kurumuş izmir balkonu kadar…

istanbul’da aşk, hep biraz hüzündür.
gözlerinizden taşan mutluluk ve umudu zapt eder,
salamazsınız,
utanırsınız çevrenizdeki yaşam çilesi meşgulü milyonlardan.
serin serin okşarken rüzgar, tokatlamaya baslar.

kız kulesi sadece ayrılık anlatır.
beyoğlu sadece siz içip unutasınız diye vardır.
kapalıçarşı’da kaybolursunuz ne aradığınızı da unutarak.
anadolu kavağı’nda tüm dertlerden sıyrılmış;
nefis bir balığı rakı ile sularken,
kaçan vapur, tüm yollarınızı kapatır.
hiçbir kartpostala sığmayan
karaköy – üsküdar, beşiktaş – kadıköy,
eminönü – karşı kıyı her yer
vapur manzarası dururken,
neden gözlerini yere diker insanlar?

tüm aşkımla kollarımı açıp;
dört bir yanına sarılmak istedim istanbul’un;
beyazıt sahaflarını sevdim, sivil polis çıktılar;
beyoğlu tüneli sevdim, bir salata yemeye yetmedi param;
üsküdar’ı sevdim kadıköy’e kadar diye almadı taksici;
koşmaya kalktım yeni köy sahil boyu, okkalı söz geldi kulağıma.
balkonsuz ve elli metrekare bir evde
her gün için bir çizik atarak doldurdum dört seneyi,
kollarım boşta kalınca.

izmir ise hep kalbimin ilk aşk köşesinde tazecikti.
temmuz sıcağında yanan ayaklarımı lastik pabuçlarla beraber yıkadığım
karşıyaka’daki cami avlusu,
kemeraltı’nın her sokağını gezerek aradığım şeftali – muzcusu,
limonlu turşu suyu,
her köşe başı midyecisi,
kordon’da buz gibi bira ve gün batımı,
güzel bahçe’de taze balık ve yakamoz.
pazarda seçmece sebze, izmir tulum – dünyanın en güzel peyniri,
buldan bezi gömlekler…

izmir’i izmir yapan muhabbettir.
herkes acelesi yokmuş gibi yaşar.
plazalar olmadığı gibi, plazadan taşan insan güruhu da yoktur.
açık hava tiyatro ve konserlerine yarısında girebilir izmir insani,
kalbinde sanata saygısızlık asla yoktur,
akdeniz havasından olduğunu sanatçı da bilir ve ayıplamaz.

yanık tenle gezer yılın sekiz ayı tüm izmir,
erkeklerde şort, kadınlarında rengarenk uçuşan etekler…
herkes herkesi bilir gibidir.
market kuyruğunda bile muhabbet kurulur, kaynaşılır.
tüm evler balkonludur
ve yazın mutfakta yemek ayıptır.
kimsenin gözü kimsede kalmaz
ve kalın perde sektörü zayıftır.
gece yarılarından sonra bile
sahilde yürüyüş yapan kadınlar vardır,
aceleleri yoktur.

bisiklete bir yerden bir yerlere gitmek için binilir
ve bostanlı sahilinde güreşmek serbesttir.
tüm kızlar güzeldir, tenleri yanık,
saçları uzun ve sağlıklıdır,
hepsi yüzme bilir ve sever,
dolayısı ile incedir bedenleri.

vapurlar zevk içindir,
belki bu yüzden hiç inmeden geri gitmek ücretsizdir.
elele gezilebilir her semtinde,
öpüşene gülümseyerek bakılır.
sıraya girer insanlar, itişme yoktur.
pideci doludur her semt
ve pide lahmacunla neredeyse aynı fiyattır.
çiğdem çitlenir yaz akşamları sahil boyu,
kaynamış mısır ve dondurma yenir.
ne kadar kaybolursan kaybol,
bir yerler mutlaka denize çıkar
ve bu hayatin en büyük lütuflarındandır.

aşk hep gülümsemektir izmir’de, sınırı geçtiysen hasret.
istanbul’dan otobüse binip
uyuyakaldığımız sevgili ile
sabuncu beli’nde gözlerimizi açtığımızda elele tutuşmamız,
dört sene boyunca,
rastlantı mıdır, izmir midir?

bu akşam balık pişiricisine uğramalı,
balıklar pişene kadar sahile inip, bir yarım saat yürümeli.
balkonda yenen balığın yanına buzlu rakı eşlik etmeli,
yarın belki çeşme’de oluruz,
sandaletleri meydana çıkarmalı…
sevdikçe daha çok sevmeli.
uzattığım kolları boş çevirmedi bu şehir diye,
şükretmeli.

(yazarı bilinmiyor)