Bekir Coskun – 28.08.2007.


Güle güle Cumhurbaşkanım…

Devlet adamı "gelişinden" değil "gidişinden" bellidir.
Bir manevi yolun iki yanına dizilmiş insanlar, dudaklarında dua, gözlerinde yaşla uğurluyorlarsa devlet adamını…
Yüreğinde yurtseverlik olan herkes "teşekkür" ediyorsa…
Eller sallanıyorsa arkasından…
Fısıltılar onun gidişinin ülkemiz için bir güven kaybı olduğunu durmadan tekrarlıyorsa…
Çocuklar onu seviyorsa…
Trafik polisi; kendisine ve kırmızı ışığına saygı gösteren bu devlet adamına son selamını verirken burnunu çekiyorsa…
Bu ülkenin tüm zenginliklerine sahip çıkmış adamsa o…
Bir misal; diyelim ki o manevi yolun iki yanındaki ağaçlar, ağaçlardaki kuşlar dahi (2-B yasasının durdurulmasından dolayı) huzurlarını ona borçlularsa…
Yüzü ak…
Anlı açık…
Vicdanı rahat…
Başı dikse gidenin…
O benim Cumhurbaşkanımdı
*
Bu yazı yazıldığı sırada Cumhurbaşkanımız Sezer‘in görevi teslim edip Çankaya’dan ayrılmasına artık saatler vardı.
Son eşyasını toplamış, boşalttığı çekmecesini çekip son kez bakmıştır.
Eminim, telleri tamir edilmiş şemsiyesine, mutfak kapısının arkasında asılı fileye kavuştuğu için sevinçlidir bile.
Ama bir yandan da kendisine huzurlu bir gidiş hakkı vermeyen bu topluma kırgın…
Endişeli
Tedirgin
*
Ne yapacaksınız…
Arkasında yolsuzluk dosyaları onu kovalamadıysa…
Ne gelirken, ne giderken, sorgulanmaktan korunmak için bir "zırha" gereksinim duymadıysa…
Aslında rejimi yıkmak istemediğini anlatmak zorunda kalmadıysa…
Onu ikinci cumhuriyetçiler sevmediyse…
Tarikatlar, mollalar ona kızdılarsa…
Ve yobaz gidişini bayram sayıyorsa…
O benim Cumhurbaşkanımdır…


ozcan deniz hangi ahciyi neresinden opmus

bugunlerde televizyonda ‘sacmasapan’ ne gorsem, bknz: ozcan deniz (ki hadi sesine ya da sarkisina bir sey demedigimi farz edelim) ve son klibi ‘ordan burdan optum’; makinayi, okan bayulgeni ve medya arkasini ozluyorum. bu duygu, bu oglen, uykulu sekilde zap yaparken… daha bir depresti. yazmadan edemedim.  

Kızılbay: ‘Çocukluğumu Özledim’ +

alıntı:

Çocukluğumu Özledim

Çocukluğumu özledim. Geride bıraktığım, bana sorulmadan benden alınan, zamanın bir çırpıda, gözlerimden, aklımdan ve yüreğimden çaldığı çocukluğumu.
Yıllardır sadece kısa ve telaşlı ziyaretler için geldiğim Adana’ya bu sefer daha sakin ve telaşsız geldim. Sanki içimdeki karmaşanın tozu yere çökmüş, birbiri ile hesaplaşan farklı kararlarım barış imzalamıştı.
Acaba bu sıcaktan kavrulan, toz ile toprağın sürekli birleşip ayrıldığı memleketim bana çocukluğumun bazı anılarını tekrar verecek mi diye merak ediyordum. Sanırım Adana’da anlamıştı çok yorulduğumu ve onun kucağına sığındığımı. Bana hiç olmadığı kadar cömert davrandı.
Pide kuyruğunda beklediğim günler, maçımızın daha ilk dakikalarında patlayan plastik toplar ile koşturduğumuz tarlalar, çalı çırpı gibi her köşede büyümüş olan Turunç ve Limon ağaçları, tüm kentten yükselen mangal dumanı, çocukluk günlerime kadife yumuşaklığında bir geçiş yapmamı sağladı. Sanki bir yaşında ve annemin kucağındaydım. O günleri de özledim. Sanki hep bana annem gibi sevgiyle sarılan birini aramışım hayatımda. Hesapsız, sorgusuz, karşılıksız bir sevgi.
Kayıp zamanların soruları cevaplanmış, belirsiz geleceğin soruları ile yüklenmiş olan yüreğim bir an için yutkundu. Çocuksu bir heyecanla sorduğum sorular, cevapları ile geride kalmıştı. Mesleğim ne olacak? Kiminle evleneceğim? Hayat bana ne verecek? Keşke bu soruları kendime o kadar sık sormamış olsaydım. Sanki sorularıma karşı duyduğum ayarsız coşku cevaplarımı telaşa düşürmüştü. Hayat bana farklı köşelerde cevaplarımı vermiş ve beni şaşkın bir çocuk edasıyla ortada bırakmıştı.
Çocukluğumu özledim. Çocuk olduğumu varlıkları ile hissettiren ve şimdi güneşin sanki elini dayadığı topraklarda yatan Büyükannemi ve Büyükbabamı özledim. Büyükannem sanki birgün dönüp geleceğimi bilerek salondaki fotografından bana gülerek bakıyordu. Salonda sadece benim duyabildiğim fısıltıyı kulaklarım yakaladı; "Hoşgeldin Oğlum".
Çocukluğumu özledim. Çünkü çocukluğuma sahip çıkamadım. Büyüme telaşıma, hayatın ve zamanın ömür hırsızlığı da eklenince, büyümenin dönülmez köşesinde buldum kendimi. Oğlum yanımda ve onun çocukluğuna saygı ve itina ile yaklaşıyorum. Ciddiyet, sorumluluk, gelecek hesapları gibi onu zaten bir şekilde yakalayacak kavramlardan uzak kalmasını istiyorum.
Çocukluğumu özledim. Yaralarımın dizlerimde, dirseklerimde, avuçlarımda olduğu, kabuk bağladığı günleri özledim. Şimdi içim yaralarla dolu ve çocukluğumun soruları ile onların kabuk bağlamasını engelliyorum. Yani hep yaralı gezmekten yoruldum.
Ceplerimde fırıldak, bilye ile gezdiğim, bir parça kamış, iki yaprak kağıt ve yorgan ipliği ile yaptığım uçurtmaları özledim. Bulutsuz gökyüzüne saldığım, sanki cezalandırılmış gibi bir elektrik teline takılıp kalan ve ardından ağladığım uçurtmalarımı. Yaşıtlarımızın sattığı eskimo’yu, şimdi sosyete işi olmuş olan bici biciyi, dürüm kebabı, şalgamı, dolmuşları, kavgalarını özledim. Çocukluğumla birlikte beni terk eden masumiyetimi ve masum sevgimi özledim. Ben kendimi ne çok özlemişim.

ve alıntı biter.

i. ananemler simdi cinarciga gittiler. ben henuz calismaya baslamadan once, hatta henuz izmirdeyken… dusmus ananem, cinarciktaki evin yokusunda evet… bana telefonda soylediler. iyi degil demislerdi, istanbula getirecegiz herhalde diye. annen haftasonu arabayla gidip alacak dedenleri demisti babam… sonra geldiler.
h. cinarcik eskisi gibi degil, yalovadaki en iyi hastane gorulen ancak benim pazarci ve kasap dolu oldugunu dusundugum, beyaz onluklu ve muhtemelen salaklik diplomasi almis olan gerizekali birden fazla doktoru bulundurdugundan degil sadece. onlardan bir tanesinin, hadi beni babami sokaktan gecen adami bir kenara birakin, 14 yasindaki kuzenimin baktiktan sonra, agiz bir acik, aman allahim bu nasil bir kirik dedigi rontgene baktiktan sonra; tamam yok hicbir sey, morluk curukler falan da zamanla gecer, yatmaya da gerek yok, yuruyun hatta dedigi icin sanirim… evet, kasap olabilecegini dusunuyorum.
g. babamin arkadasi hemen yarin aliyoruz ameliyata huseyin dediginden beri, bilemiyorum, 2 ay filan gecti herhalde… arada bir suru sey oldu… sonra teyzem geldi yeniden istanbula ve onlari alip goturdu iste, cinarciga… kisin ama, buyuk ihtimal ankarada kalacaklar. her ne kadar orada teyzemlerde kalmaktan sonsuz memnuniyet hissetmeseler de, baska bir cozum yolu malesef ki yok. yalniz kalmalarini asla istemiyorum ben, olay cikarip bagristim zaten gecen gece yine… cinarcikta kalsinlar ve bir bakici tutalim gibi bir seyler konusuluyordu galiba sacmasapan, kimin fikri ise artik, ondan emin degilim, tam da anlamadan kizdim zaten hemen. kizarim, deliyim…
f. zaten dedem cok zayiflamis… zayifladi aslinda. yani sanki insanin gozunun onunde oluyor evet bir suru sey, ama hemen fark edilmiyor. oyle bir an oluyor ki butun o agir farketme duygusu kocaman kocaman geliveriyor habersiz, lank diye kafanin ortasina bir sey carpmislar gibi. aglama duygusu filan… oyle.
e. gecen gece yattigimda… ki aslinda o kadar az uyuyorum ve oyle bir gec yatip erken uyanma dongusundeyim ki, gecen sabah da diyebilirim… gecen sabah yattigimda, yaklasik bir yarim saat kadar hungur hungur aglamam bundan sanirim. yorgan olsa kafama cekip sesimi keserdim, ama pike koymustu annem, hem de maviyi koymus minicik incecik. ne yapacagimi sasirdim. gozyaslarim tuzlu tuzlu igrencti yine. ses cikarmayayim diye tuvalette yuzumu de yikayamadim, o malum yarim saatten sonra yatagimdan kalkip da. dondum soluma, ki genelde sagima donerim; kucakladim minik uzun kulakli tavsanimi, ki kiyafetini cikarinca ayicik da oluyor; uyudum.
d. eskiden, lisede mesela en son; sacmasapan listeli bir oyun vardi. kagida birden bilmemkaca kadar numaralar yazilip, simdi en sevdigin en onemli seyleri say bakalim denirdi karsindakine… mesela cikolata da olabilir, atiyorum, anne de olur, hoslandigin ama henuz dogru durust konusamadigin bir erkek arkadasinin ismi de, ya da bir sehir, bir sarki, bir esya… kategori neydi ne degildi, bilmiyorduk herhalde. cahil cuheylayiz zaten dunyanin dortte ucu olarak, kendimizi zavalli zavalli bir seyler biliyor filan saniyoruz gerci… neyse. oyleydik iste. her sevilen sey hic ayrilmadan ayni listede toplanirdi. pislik degil mi, biraz taniyorsan arkadasini, en cok sevdigi seyleri hep alt alta gelecek sekilde yazardin. birinden birini secerken aradan iki ders bir tenefus gecirsin, karar veremeyip sinirlensin, oflasin puflasin diye… nilden iyi bilirdi keza isini, beni hep zorlarda birakti. o liste oyununa, ne bicim oyunmus ama, eger dedem diye bir madde eklediysem ben, hicbir baska maddenin sansi yoktu artik. biyik altindan gulerdi zaten nilden dedem dediysem ben henuz daha maddeleri yazarken; bosa zaman harcayacagiz gamze iste, hadi gel baska bir seyler yapalim ama bak sakin ders dinlemek filan olmasin gibi… hm. dedem hep yendi herkesi, her seyi, yikip gecti. hicbir zaman bir numaradan asagisini bilmedi.
c. hocamin yazisinin altina kendimi kaybetmis gibi yazdigim bu minik paragraflar beynimde bir sekilde birbiriyle uyum sagliyor ve siralaniyor aslinda. baglantilari kuvvetleniyor; sifrecikler sifrecikler… destekleyip birbirlerini, takip edip; dengeleniyorlar. kafamdaki bir suru dusunce, ucusa ucusa kesiyor birbirinin limitini.
b. dedemsiz, annemsiz babamsiz nasil yasarim diye dusunup, aglamaktan helak olmus sekilde, aslinda insan ne kadar zayif diye mizildanip, kendime aciyarak… salla gitsin her seyi ve cabucak seni cok seven birini bul diye icim icimi yerken, var iste aptalsin, var iste hala okul kariyer istanbul dusunuyorsun, var iste. tut, birakma. sonra… ne kadar da bencilsin, amacin hep sen hep sen, ben merkezcisin diye… ama dur, dur dur… allahim. yardim et diye… karmakarisikken… kisacasi bu sacmasapan gunler icinde, guncellenen bloglara tesadufen dusup, yazini okuyorum: cocuklugum. bir ufak kivilcim cakip kafamin icinde, kisacik bir cumlecikler tamlamasi olusuyor, cok degil, bir bucuk iki sene onceden; cabuk oldu sana hak vermem… hatirliyorum: sevgine sahip cik gamze, dinle beni hak vereceksin, tut. birakma. ah diyorum kendime. ah ah ah. ben bu kadar darmadagin olabilirken kisacik senelerdeki ufacik seyler yuzunden; belki sadece bazen, belki kisa surede toparlanmak uzere, ama hep birdenbire… sen ne yapasin diye dusunuyorum, hatta baskalari ne yapsin. 50 60 70 ne yapsin diye…
a. o kadardir baska baska baska basligi atiyorum ki, kac haftadir belki, butun ekledigim herseye; icimden yazacak hicbir sey gelmiyor cunku. sonra iste yukardaki malum yaziyi okuyup, patliyorum. buraya kadar geliyorum. noktayi koymaya yakin… ve simdi uzun zamandir ilk defa erken bir saatte gozlerimi kapanirken buluyorum bilgisayarimin karsisinda. saat biri biraz geciyor. tam hocam derken online oldun hocam bu arada. guzel zamanlama. silgi hos kelimesini sevmez… hos ama. hos.

14 Agustos – Colasan.

Bknz.
"Hürriyet Gazetesi’nde iktidarı hedef alan sert yazılarıyla tanınan Emin Çölaşan’ın yazılarına son verildi.
Seçimler öncesi ve sonrası iktidarı hedef alan ve eleştiren Emin Çölaşan’a, yazılarına son verildiği haberi, Hürriyet’in genel yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök tarafından verildi. Emin Çölaşan da, Hürriyet’ten kovulduğu haberini az önce Kanal Türk Genel Yayın Yönetmeni Tuncay Özkan’a verdi. Özkan’ın cep telefonundan arayan Çölaşan, yazılarına son verildiğini açıkladı. Bunun üzerine Tuncay Özkan, Emin Çölaşan’la ilgili haberi Kanal Türk’te canlı yayında tüm Türkiye’ye duyurdu…"

(Hürriyet
14 Ağustos 2007 Salı 
Emin ÇÖLAŞAN
ecolasan@hurriyet.com.tr

Vay vay vay!..

ELİMDE İstanbul’da haftalık yayınlanan bir İslamcı dergi var. Seçim sonrasındaki iki ayrı kapağını burada görüyorsunuz. İlkinde Anıtkabir’e kilit vurulmuş ve altı ok, Atatürk’ün mezarından ceset halinde çıkarılıyor.

Bir sonraki kapakta ise altı ok şöyle tanımlanıyor: (Aslında Cumhuriyet rejimine küfrediliyor!)

"Dinsizlik, Halk Düşmanlığı, Fahişelik-İbnelik, Ayyaşlık-Hırsızlık, Batıcılık-Hayvanlık, Vatan Hainliği."

* * *

Derginin Anıtkabir kapaklı sayısında, 19. sayfada bir haber. Bunları sizlerden özür dileyerek aynen veriyorum ki, herkes pisliğin boyutunu görsün. Haberin başlığı: "Dayılanan pezevenge kurşun yağdı."

"Kayseri’de seks dükkanı açarak Müslüman halkımıza meydan okuyan pezevengin kerhanesi kurşunlandı. Kayserili Müslümanlar bu orospu çocuğunun açtığı seks dükkanına giderek ’Ananın porno filmi var mı, eğer gelirse biz satın alacağız. Ananın donunu da dükkanın girişine as’ dediler.

Şimdi biz laiklerden öğrendiğimiz yöntemlerle para kazamayı öğrenen bu orospu çocuğunun anasının filminin vizyona giriş haberini bekliyoruz.

Müslüman Kayseri halkı bizi yanıltmadı ve pezevengin işyeri kurşunlandı. Onları tebrik ediyoruz.

Gün geçmiyor ki Laik Cumhuriyet’in Allahsız ve ahlaksız rejiminin pislikleri görülmesin. Cumhuriyet kazanımları!

’İlke ve inkılapların’ oluşturduğu bu manzara karşısında biz intikam yemini ettik.

Tek tek ve topyekun, hesabını bu dünyada görmek üzere Allah’tan memuriyet diliyoruz."

Bu yayınlar (hem de "Müslümanlık" adına) İstanbul’da Valiliğin, Savcılığın, Emniyet ve öteki ilgili makamların gözleri önünde yapılıyor.

Devlet var mı? Var, var!)

 

[Edit 15/8: Ayrıca; hazirlik, yuzsuzluk, haber, dogru, gercegimsi teori ve iki. Ah bir de tabii ki, dunden bugune yazilan yazi, Bekir Coskun.]