Passiflora / Olmazsa Yarın, 160707.

Kapıyı çaldığında belki de evdeyim ama
canım kapıyı açmak istemiyor. Pencereler açık olabilir, perdeler dışarı
uçuşuyor olabilir, hatta burası İstanbul olduğu halde bunlar olabilir
ve sen evde kimse yok sanabilirsin.

Yanımda
oturup bana bir şeyler anlatıyor olabilirsin ve ben seni anlamıyor
olabilirim, ben seni aslında gerçekten isteyerek dinlemiyor olabilirim,
o gün iyi iletişemiyor olabiliriz. Halbuki başka bir gün konuşmasak da
anlaşabiliriz. Her gün dışarıya açılmayı sevmiyorum, insan bazen
sakince oturmalı, uyumalı, düşünmeli, kimsenin müdahalesi olmadan, sen
bunu anlamıyor olabilirsin, ben anlaşıl(a)mıyor olabilirim.

Yaş
ortalaması 15 olan yerlerde yemek yerken ya da on üç yıldır
görüşmediğim yaşıtım arkadaşlarımla buluştuğumda “abla” gibi
hissedebilirim; Cake ile aynı fikirde olup müziğin sesinin o kadar da
yüksek olmasına gerek olmadığını düşünebilirim, dünyaya koyverebilirim
biraz, içim geçmiş de olabilir ya da içim hala geçmişte.. Bunlar hep
olağan şeyler.

Her
zaman yanımda olmuş, bana aşık bir dostuma bir türlü aşık
olamayabilirim ve yüzlerce kilometre uzakta birine aşık olabilirim.
Yıllarca beraber olduğum insanla değil iki gündür beraber olduğumla
evlenme hayalleri kurabilirim. Sonraki gün evliliğin iğrenç bir şey
olduğuna karar verebilirim, ona güzel bir örnek ararkense
uyuyakalabilirim.

Tori
Amos’un histerik olup çıkmasına şaşırabilir sonra yaşına verip normal
karşılayabilirim. Uykum olduğu halde iki çeşit yemek yapıp sevdiklerimi
sevindirebilir sonra sıcaktan söylenip onları canlarından
bezdirebilirim.

İnsanım sonuçta, zaman zaman ne yapacağımı bilemeyebilirim, durup kalabilirim ya da şaşırtabilirim.

site.

Kusmak istiyorum.

Her facebook profili actigimda, kimin sayfasina girsem, kimin resmine baksam, kimin videolarina goz atsam;
Her MSNe girdigimde, kimin iletisini okusam, kime mesaj atsam, kiminle konussam;
Her konu acildiginda, kim ne dese, kim ne anlatsa;

Okulun bitiyor olduguna dair mesajlar almaktan, huzunlu muziklerle dosenmis slayt gosterileri gormekten, kepli fotograflarin her cesidiyle yuzlesmek zorunda kalmaktan, hoscakalin – birbirimizi kaybetmeyelim – yine goruselim – those were the days my friend we thought they would never end kelimelerini ayni cumlelerin icinde yanyana gormekten;

Kusmak uzereyim.
Hersey simdi degere bindi degil mi.
Hih.

Endings…

…are always hard,
are always painful,
are always such dramas.

that sometime later, a real long time later;
you remember with a smile on your face,
and some little tears falling down from your cheek.

ben…

…galatasarayliyim.

ve hakan sanirim yirmi senedir futbol oynuyor, ama olsun. hatirladigim net bir an var, seneler oncesinden. bir macta, birol amcalardaydik. annemler icerdeyken, utku, birol amca, babam ve ben mutfakta televizyona bakiyorduk. birol amca soyle demisti: bu yeni cocuk serseri ya, olmaz bu, kotu ettiler bunu aldilar. cocuk: bulent. evet evet, bulent. iste hakan o zamandan beri oynuyor. hatta daha da eski. ama olsun.

birseyler var icimde…

…listelemek istedigim. birkac saat once zeynep’in cok kotu bir ses tonuyla beni aramasi, ve sonra da yanima gelip, sarilip, uzun sure aglamasi; yapmak istedigim ama hic yapmadigim seyleri aklima getirdi. mesela ben bu gunlerde: zeynep’le bu defa kendim icin aglamak, burakla dizi seyrederken yanyana ve mumkunse elele uyuyakalmak, leventten uzaklasmak, korayin boynuna nedensizce kocaman sarilmak ve bir muddet oylece kalmak, yelizi yanaklarindan opmek ve "guzel olacak hersey, merak etme" demek, annemin kucaginda uyumak, babamla sakalasmak ve gozlerimizden yas gelinceye kadar gulmek, yasinayla icmek, selcukla uzun uzun konusmak, cerenle saatler boyunca dedikodu yapmak… ve kendimle basbasa kalip, hani soyle birkac ay kadar, biraz dusunmek istiyorum.