M. Koray Ayhan – “Üstüm kalın, altım incemiş icabında”

Koraycigimdan simdi de bir Gamze yazisi, ve oldukca da uzun aslinda… Kocaman opuyorum seni yavrum benim. Eheah. S2.

          Alıntı

Üstüm Kalın, Altım incemiş icabında.

Ay nereden başlasam bilemiyorum gayet… Yılların arasında kalan o
kadar çok anı var ki… Gayette çok yani… Hımm peki… En azından bir
yerden başlasak diyorum icabında… Bu kızlan beraber yıllarca derslere
girdim çıktım, sabahlara kadar uyumadığımız zamanlar oldu, light sigara
sevmiyor olmama rağmen sigarasından defalarca içtim, yeri geldi
dertleştik yeri geldi güldük (Hani TRT’de çıkar ya bazı tipler kah
güldük kah eğlendik misali), allahım allahım sabahlara kadar proje
yaptık ve yeri geldi kavga ettik. Aslında üniversite hayatım boyunca en
samimi olduğum insandır kendileri. Severim yani dicem ama bu laf biraz
az gelir aslında… Yani arkadaşlıktan öte bişeydir benim için. Yani
evine gittiğim zaman…  „Benim karnım aç“ diyebileceğim nadir
insanlardan.

Ben: Gamze karnım aç…
Gamze: Ay Koraycım bana sorma bak işte ordan bişiler.
Ben: Kızım ne var ne yok bilmiyorum ki… İşte hazırla bişiler…
Ben: Bakkalı ara bari…
Gamze: Ay ben arayamam…
Ben: Niye?
Gamze: Niyesi yok işte… Arayamam… Popomundoya mesaj yazıyorum, sen ara…
Ben: Arasana beee…
Gamze: Hay ağzına sıçiym… Ver şurdan telefonu…
Ben: Ara ara hadi…
Gamze: Ay tamam dur! Sinir etme beni!

Hımm… Çalıyo… Alo… Alo… Tost ekmeğiniz var mı? Hım kaşar
peyniri var mı? … Hım peki… Ben bir de şey istiyorum… Hani var ya
böyle pıt pıt pıt üstünde fındık olan dondurma… Ya hayır Max değil…
Hani var ya böyle çikolatalı… Ya hayır o da değil… Ya böyle…
Hımm… Hayır tamam siz sadece tost ekmeği ile kaşarı getirin…
Efendim? Efes 5 111/8. Hayır… Efes 5. Efesssss 5. Heh tamam.

Gamze: Ay ağzına sıçiym… Bence bu bakkal harbiden salak…
Ben: Gülüyorum gülüyorum tekrar gülüyorum…

Şimdi size bu muhteşem insanı biraz tanıtmaya çalışacağım.

Gamze Köseoğlu, eskiden hep kırmızı oje sürerdi artık sadece cila ya da
parlatıcı ile yetiniyor, her daim rejimde olabilen, allahın sıcağında
„Kollarım kalın“ diyerekten üstüne tuhaf uzun kollu birşey giyebilen,
„İcabında, gayette, ay ne sikimse, ay ne münasebet, hayatım sen salak
mısın, ölüyorum yani resmen“ gibi kalıpları benim dilime dolayan, her
daim kızıl saçlarla görmeye alışkın olduğum, rimel sürmediği zamanlar
sanki kirpikleri yokmuş gibi görünen, el parmakları biraz yamuk,
öleceğini bilse bile yine de üstündeki siyah kıyafeti göbeğini belli
etmesin diye düzelten, yanında her zaman ‚mint‘ marka o zehir gibi
şekeri taşıyan, aynı modelinden 35672 tane aldığı kot pantolonu yüzünden
devamlı kıçı açılan, rejimdeyim ayağına akşamları 5 kilo erik yiyen
sonra da 5 gün „Ay karnım ağrıyo“ diyerek dolaşabilen, Levente „Lefo“
diyebilen, dersin tam ortasında bile 2 mm çapındaki muhteşem aynasını
çıkartıp yüzüne bakabilen, her yarım saatte bir telefonunu kaybedebilen
ve onu düşüre düşüre ağzına sıçabilen, arabanın önüne oturmayı kendine
misyon edinen, dişleri ve gülüşü güzel olan, zayıfken burnu şişmanken
vücudunun üst kısmı biraz tuhaf gözüken, „Hay ağzına sıçiyim“ lafını
„Merhaba“ gibi doğal ve sakin söyleyebilen, arabada seyir halindeyken
erkek arkadaşı tarafından ensesinden tutularak ve kafası vites koluna
kadar eğilmek suretiyle öpülmeye mahkum olan, yemek yapma özürlü, her
şeyini dışardan sipariş eden (Ve hiçbir zaman da istediği bir ürünü
bakkalına telefonda tek seferde tarif edemez… Aslında bakkal biraz
salak galiba ama neyse), çok uyuz bir kediye sahip olan, durduk yere
„Aaa bak Koray sana ne aldım“ diyerek çantasından abur cubur malzemesi
çıkartabilen (Ki ben de böyle şeylere bayılırım), bavul kadar ağır olan
ve içinde herşey ama her şey olan o nefis çanta serisine sahip olan,
tuhaftır ama kendi gibi bir kuzene sahip olan (Melis tabi ki), „Ah
İstanbul… İstanbul“ diye ağlayıp sonra da „Ah İzmir, İzmir“ diye
üzülen kişi… Ya beyler buraya daha buna benzer birçok şey yazabilirim
ama her zamanki gibi iş yerinde olduğum için yine kısa kesmek zorunda
kaldım anasını satayım… Gamze gibi söylemek istersem: „Ppfftt hay
ağzına sıçiyim iş yerindeyim gayette bu yüzden kısa kestim icabında.“

Şimdi arkadaşlar bu kız harbiden anlatılamaz yaşanır… Bu kız, eskiden
sigara içermiş sonracıma bir ara bırakmış sonra yine başlamış ama erkek
arkadaşı tam bir sigara düşmanı… Levo varken hiç içmez… O gitti mi
hemen yakar bi tane… Hem de içtiği sigara winston white… Yani 4
sefer içinize çekersiniz hala bi bok duman muman çıkmaz yani… „Aa dur
Levo gitti… Hemen yakayım bi tane… Aa Levo geliyo (Hemen sigara
yere atılır ama aslında o gelen Levo değildir) Hay ağzına sıçiym…
Sigaramı da attım şimdi… Ay napsam acaba bi tane daha mı yaksam…
Hayır şimdi yakıcam bu sefer harbiden gelicek… Ay hava da sıcak
zaten… Ay mint alayım bari… Mint ister misin Koray… He peki yok
boşver… Bok ye Koray o zaman…“ diye devam eder…

Sonra okul zamanlarında Levo’yu 6 saat beklediğimiz zamanlar olurdu…
Bu yüzden bizde gariban gariban bahçede oturur öyle konuşur dururduk.

Gamze: Ay allahım… Şu kız resmen şişman… Baksana kıça benimkinin 10
katı… Ay bi de beyaz giymiş icabında… Kıçı da açılmış… Ay ne bu
böyle.
Ben: Sen de beyaz giy… Nolcak?
Gamze: Oldu… Kıçım çıksın sonra böyle… Hem icabında benim üstüm kalın… Fazla kıç yok… İcabında giyebilirim ama olmaz…
Ben: Niye olmaz ki?
Gamze: Ay olmaz işte… Kollarım şişman…
Ben: Kızım beyaz pantolonu koluna giymiceksin…

„Ay bok… Eşşek herif. Aaa mint var bende yer misin… Ay ben alıcam
bi tane… Ay icabında karnım da aç… Ay nerde bu Levo… Hay
sıçiym… Bari Zeynebi arayım eğer arabasıyla geldiyse onunla beraber
döneriz… Aaaa telefonu kapalı hay ağzına sıçiym… İcabında kaldık
gene burda… Ay dur Levoyu arayım tekrar… Hım çalıyo… Ay hayatım
nerdesin… Yani biz Korayla gayette 5 saattir seni bekliyoruz…
Hayatım çok afedersin de 5 saat oldu yani sen kıçını buraya kaldırıp
getirinceye kadar akşam oldu icabında… Öff tamam Levo ya… Hadi
bekletme bizi… Ay yani Koraycım sonuç olarak kaldık burda gayette.
Hay ağzına sıçiym… Ben bi mint yicem… Ama önce tuvalete gitmem
lazım… Ay telefonum nerde… Ay yine kayboldu bu bok… Sende mi
Koray… Bak saklama ver şimdi… Aaa burdaymış… Neyse ben tuvalete
gidiyorum gelince tekrar Levoyu ararım ben…“ şeklinde olan
diyaloglarımız günler boyu sürer. Ya bu kızın konuşmaları ve
hareketleri çok mutlu eder… Nedendir bilinmez.

Sonracıma, bu kız yine nedendir bilinmez ama okul hayatım boyunca benden hep
törpü istemiştir… Ya bende törpü ne arasın ama arada bir ben de
çaktırmadan ıslak mendil taşımadım değil yani. Zaten arkadaş çevresinin
genel mint, ıslak mendil, kolonya ve nemlendirici krem ihtiyacını hep
Gamze karşılamıştır. Ama çantasında taşıdığı ıslak mendil öyle 10luk
falan değil… Gayette 1000lik icabında…

Ben: Gamze ıslak mendilin var mı?
Gamze: Var canım…

Hööööööört diye çantadan kafam kadar ıslak mendil pakedi çıkar…

Gamze: Al
canım… Ay icabında tırnağım kırıldı… Törpü var mı sende Koray?
Ben: Var ama vermem.
Gamze: Bok… Ay icabında ben kantine gidiyorum… Light kola alıcam… Bişi istiyo musun…
Ben: Yok canım sağol.

Sonra bu kız gider kola alır gelir… Sonra yine çişi gelir yine
tuvalete gider… Ama o tuvaletteyken Levo gelir ve Gamzenin kolasını
içer.

Gamze: Ay hayatım o benim kolam…
Levo: Ya nolcak Gamze kantin şurası alırız bir tane daha…
Gamze: Hayatım sorun o değil… Ben rejimdeyim o kola da benimdi.
Levo: Öf Gamze ya alırız işte sana bi tane kola…
Gamze: Hayır ben light istiyorum… Kıçıma mı sokacam normal kolayı.
Levo: Koraybaba akşam napıyoz…
Gamze: Ay kime konuşuruyorum ben… Ağzına sıçiym Levo senin.

Giyim konusuna gelirsek… Bunun kışlık giysileri beni öldürür
icabında… Kış kıyamet günü incecik bişeyle gelir… Hava sıcakken de
gider böyle kalın kalın şeyler giyer. Sonra da havaya bahane bulur. Ha
bi de üst kısmı kalın diye hanfendi herşeyi de giymez yani… Sonra
okula gelinir ama yıllardan beri nedense o feribot hiç yakalanamaz…
Belki birkaç kez… Hep geç kalınır ama her seferinde: „Ay ne var…
Feribot gelmedi ya da geç kaldı“ diye sitem edilir. Sonra vapurda
aldığı ve biraz kemirip çantasına attığı gevrekten ya da zeytinli
poğaçadan Leventi beklerken tekrar çıkartıp yemeye başlar. Sonra bunun
bi de bir kuzeni var… Adı da Melis… Gamzenin preslenip ufaltılmış
ve saçları siyaha boyatılmış halini düşünün… Ve ikisinin ortak
yönleri çok fazla… Genetik olsa gerek… O kuzen biraz gönül işlerine
kaptırmış kendini… İşte şey yapar mesela: „Ay bişi dicem gecen gün
gittik garson geldi adam 3 metre… Ay icabında boynum tutuldu… Ha bi
de erkek arkadaşım vardı… Adı Hasandı galiba (Sevgili değiştirmekten
isimleri karıştırır duruma gelmiş) Ha işte… O bana dedi ki…
Hödödödöddö ben ona dedim hödödödödödöd… Ayrıldık işte… Ama şimdi
Ferhat var… Bi de Murat var… Bi de bekçinin oğlu Ekrem var ama onun
kirpikleri yok“ şeklinde diyologları vardır… O da bi tuhaf yani…

Sonra Gamzelerde biz çok proje mroje ayağına sabahladık durduk… 2 gün
öncesinden telefonla „Erken gel erken gel“ şeklindeki konuşmalarıyla
beynimi yer… Sonra eve gittiğim zaman da „Ay çok geç kaldın… Oldu olacak yarın
gelseydin icabında… Proje yetiştiricez daha“ der ama gece 10da
başlayan proje onun popomundosu yüzünden sabahlara kadar uzayıp gider…

Ben: (Sabaha karşı 3.00) Gamze naptın şu yerel medya olayını…
Gamze: Ben şu anda gayette popomundodayım… Zaten hamile kaldım…
Hastahanedeyim… Bu çocuk rahime mi sıkıştı noldu anlamadım… Yüz
gündür çıkamadım.
Ben: Höhööö… Noluyo, ben, kim, hamile…
Gamze: Ay yok popomundoda ya… Karakterim hamile kalmış da onu şey ettim.
Ben: Hııı ay anladım… Zaten uykum var…
Yeliz: Gamze bişi sorcam?
Gamze: Sor Yelizcim sor…
Yeliz: Senin ilk aşkın kim?
Gamze: Höh?
Ben: Yuahahahahhaha…

Sabahın 3ünde sorulan bu soru ile hepimiz gülme krizine gireriz. Ha bi
de bu Gamzenin laptoplar fazla ısınmasın diye satın aldığı bi soğutucu
tablet var… Ben onunla bir ara çalıştım… Ay bacaklarım buz gibi
oldu… Kucağımıza koyup çalışıyoruz… İcabında kısır kalıcaktık. Tabi
arada kıl tüccarı kedisinin bıraktığı tüyleri üzerimizden temizlemek de
işin cabası. Sonra Gamzenin evi 1+1 yani stüdyo daire… Ama stüdyo
deyip geçmeyin… Biz o evde 8 kişi kaldık icabında… Böyle
Pakistandan ya da Cezayirden kaçan mülteciler misali balık istifi
şeklinde o evde kaldık gayette. Ha bi de bir insan devamlı olarak
sıcaktan şikayet eder mi yahu…

Gamze: Ay çok sıcaaaak…
Ben: Dur şimdi 2 dakkaya Levo geliyo… Arabasına bindik mi klimayı açarız hemen.
Gamze: Levo kıçını kaldırıp bi gelse… Bak hala japonca hocasınla
konuşuyo orada… Bak bi de sandalye çekti kendine… Hey allahım.
Ben: İstersen hocasını dövüp geleyim 2 dakkada.
Gamze: Bi zahmet…
Ben: Hıh Levo geldi…
Levo: Hadi bin Gamze arabaya…
Gamze: Çok sıcaaaak…

Arabaya binilir…

Gamze: Ay Levo aç şu klima mı mıdır ne sikimse…
Levo: Açtım hayatım… Hasta mısın sen… Motor daha yeni çalıştı.
Gamze: Ay çok konuşma derecesini düşür o zaman şu bokun… Çok sıcaaaak.

Fazla kilolarından dolayı olsa gerek Gamze sıcaklığı normal insanlara
göre biraz daha fazla hisseder oldu galiba. Bilmiyorum artık. :) Ayrıca
bu kız nedense bizim yanımızda Ankaralı gibi (Oha, gocaman, göt vs.)
şeklinde konuşurken, eğer yanında ailesi ya da başkası varsa gayette
TRT spikerleri gibi konuşur: „Evet, peki, pekala, oldukça zor
görünüyor, tabii ki“ şeklinde. Msn’de bile olsa. („Var ya Koray resmen
abartıyorsun bence, hiç de bile ben öyle konuşmuyorum gayet de“
dediğini duyar gibi oluyorum şu an) Sonra bi de bunun bi arkadaşı var,
adı Zeynep. Astronot Zeynep… İlginç… Herhalde RAM’i düşük kızın,
bir şey söyleyince böyle insanın yüzüne 2 saniye bakar durur.

Ben: Zeynep arkadan suyu uzatsana bana…

10 saniye bakar bakar bakar bakar bakar.

Zeynep: Su nerde?
Ben: Tamam susamam geçti, neyse…

Bir de Gamze yemek için herhangi bir mekana girdiğimiz zaman hemen sipariş veremez… En az 20 dakika mönüye bakar bakar durur.

Garson: Pardon hanfendi ne alırdınız?
Gamze: Ben şu an karar vermedim, isterseniz bi 5 dakika sonra gelin.
Garson: Tamam efendim.
Gamze: Ay bu mönü ne böyle, arkası gayet siyah, ay yazıları da turuncu, ay kim yaptıysa bunu gayet kötü tasarlamış.
Ben: Manyak mısın kızım, bırak mönünün tasarımını da ver siparişini…
Gamze: Ay tamam be, hayatım sen ne aldın?
Levo: Aldım işte hayatım bişiler…
Gamze: Boksun işte.
Levo: Manyak bu kız ya.
Gamze: Ay ben ne alsam acaba?
Garson: Pardon şimdi ne alırdınız?
Gamze: Ay ben yine daha karar vermedim, siz bana şimdi bi light kola getirin, ama zero olmasın lütfen.
Garson: Tamam.
Gamze: Ay ne alsam acaba, acaba bu makarna güzel midir, ay yağlıdır
şimdi bu da, salata mı alsam, ay karnım da aç, Lefoo ben ızgara
söylicem ama ben rejimdeyim ortak yeriz oldu mu…
Levo: Tamam hayatım, al sen artık…
Gamze: Ay ne biçim mönü bu, gayet salça kokuyor.

Tabi ben bu arada yine gülmeye başlarım ama mutlu da olmuyor değilimdir
yani. Ha bi bunun böyle ayak üstü tasarımları vardır, Gamzeden aldığım
almanca kitabındaki alıştırmaların üzerinde her zaman böyle gothic
çalışmalar mevcuttur. Ya da sıraya da çizebilir, o anki psikolojisine
bağlı.

Sonuç olarak, o benim yamuk parmaklı, kızıl saçlı, sofia loren
gözlüklü, siyah babetli Gamzem. (Arada altın sarısı babet ya da
eskitilmiş converse de giyebilir) Normalde fazla duygulanmam ama
nedense o Turkuazdaki son gecede baya duygulandım, demek ki Gamzeyi
baya sevip kendime yakın görmüşüm. Şimdi düşünüyorum da okul da gelecek
sene Gamzesiz bi tuhaf olucak icabında. Gayette alışmıştık yani. Umarım
sonraki yıllarda tekrar bir araya gelme şansı buluruz. Di mi lan
Gamze… Buluruz di mi.

Ha bi de şimdi aklıma geldi, kendisi Gucci marka parfüm kullanır bi
keresinde belediye otobüsüne bindik ama nasıl kalabalık, Gamze o
kalabalıkta arandı tarandı sıkıldı bunaldı, ben de diyorum bu kız
napıyor orada öyle, en sonunda çantasından kırmızı bir parfüm çıkardı
meğersem parfüm sıkıcakmış kız kendine, kalabalık bile olsa o parfüm
sıkılacak kardeşim. Ha bi de vodoo büyüsü yapar gibi parfüm sıkar,
böyle kafasına gözüne burnuna falan… „Aaaaaaa… Ne var yani bunda…
İcabında güzel kokuyo.“

Öptüm seni Gamzuk!

Bir yazi, eskilerden, bir yerlerden…

Bir yazi yazmisim ben seneler evvel. Bugun harddisk duzelticem diye
otup saatler boyunca kalkamayinca yerimden, yeni bir klasor actim bakip
hatirlamak istedigim seyleri icine kopyaladigim, karanlik derinlikler
diye. Ona attiklarima bakarken karsima cikti bu yazi. Kime yazdigimi
bulamadim. Neden yazdigimi hatirlayamadim. Eger buna dair, beni
senelerdir taniyan birileri cikarsa; ve bana fikir verirlerse, cok
sevinirim. Tesekkurler. (Burak ve Selcuk bir cevap bulamadilar, hayir.)

uzaktasin. sesini duymak guzel, aramizda ne oldugunu bilmeden, ama guzel.. konusmak guzel. cok sey yasanmadi, hic bir sey yasanmadi. baktin uzaktan, durdun. baktin sonra yeniden. daldin, gittin.. gulduk, konustuk. yanyana oturunca uzak kalamadin, yakinlastin, koluma degdi kolun. cekildin. lisede miyiz. eski bir turk filmi mi bu. guldun. bu kucuk anlar sana dair aklimda kalanlar.. bir de gozlerin. hani gozlerini devirip de basini yana atisin sacmalama allahaskina demek istedigin anlarda sanki. ardindan gelen kocaman bir gulus dudaklarinda..

uzaktasin. seni dusunmek guzel, aramizda ne oldugunu bilmeden, ama guzel..
uzaktasin. sonu zaten yok, baslangici bile olacagi supheliyken.. yanimdasin.

bir agustos iki-bin-dort

istanbul.

M. Koray Ayhan – “Kardeşim seni nereye bırakıyim”

Canim Koray ozenmis, blog sayfasi acmis. Aman yarabbim ama, ben cok uzun zamandir boylesine gulmedim. Bilmem isin icindeyim diye mi, ama yine de olsun, buyrun. (Elbette imla hatalari – olabildigince – duzeltilmistir, di mi lan Koray, lazim icabinda.)

Alıntı

Kardeşim seni nereye bırakıyim

Üniversite hayatım boyunca duymaktan en keyif aldığım cümle. Gamze’nin erkek arkadaşı olan o muhteşem insanın megan marka ( Onlar kısaca megi derler ) arabasıyla yağmur, çamur, fırtına demeden beni evimin kapısının önüne kadar getirirken sarfettiği o muhteşem cümle. Malumunuz mevzubahsi edilen kişi Levent’in ta kendisi. Ya da siz ona Levo da diyebilirsiniz.
 
Onu seneler evvel ilk gördüğümde üstünde cart turuncu bir montu vardı. İçimden dedim ki: "Allah allah insan neden bu kadar fosforlu bir mont giyer" Meğersem o bir motorsiklet tutkunuymuş. Onu yavaş yavaş tanımaya başladım. ”Hayır” kelimesini bilmeyen, yüzü hep gülen, içinden benim gibi saniyede elli tane çakallık geçmeyen, herkesin gönlünü alabilen, her türlü uzakdoğu sporunu yapmasına rağmen her daim göbeği olan, gözlüklerini taktığında fizik profesörü gibi görünen, her cümlenin sonuna ”Kardeşim” kelimesini ekleyebilen, sabaha karşı 4te bile telefonla yardım istediğinizde koşup gelebilen ( Tabi telefonunun şarjı bitmediyse ya da kilitlenmediyse ), her türlü yiyecek maddesinin üzerine mayonez sıkabilen ve benim için ayrı bir değere sahip olan, harbiden çokça sevdiğim ve her daim muhabbet etmekten ve yardım etmekten çok mutlu olduğum yegane insan. ( Bu adam için bahar şenliklerinde hayvan gibi büyük kaplarda köri soslu tavuk taşıdım beee… Japon standlarına baktıkları zamanlarda işte ) İngilizce seviyesi bir hayli yüksek olan arkadaşıma her daim gramer konularında da danışabilirsiniz.
 
İlk arabasına bindiğimde şöför koltuğunun oralardan bir yerlerden tuhaf bir alarm sesi dikkatimi çekti,
 
Ben: Levo…
Levo: Efendim kardeşim.
Ben: Ya bu ses nereden geliyor?
Levo: Emniyet kemerini tak uyarısı o kardeşim.
Gamze: E peki bu aleti dat dat dat diye öttürüp başımızı sikeceğine, 2 dakka emniyet kemerini taksana hayatım.
Levo: Gamze tuhaf tuhaf konuşma, 2 dakka sonra arabadan inicez neyi takıcam…
Gamze: Ay üff Levo ya tamam ne halt yersen ye…
 
Haydeee, arabanın içinde otururken bi tane soru sordum kavga çıktı ya… İşte zaman ilerledikçe bu mutlu çiftin aslında harbiden de birbirlerini çok sevdiklerini anladım. Bu adamla ve onun kız arkadaşı olan arıza Gamzeyle ilk dönemin sonunda baya bi kaynaşmıştık. Onların yanındayken kavgaları bile bana ufaktan gülme krizi gelmesine neden oluyordu. Aslında Levo ile Gamze harbiden çok hoş insanlardı… Yani onların yanındayken gayet de utanmadan McDonalds’dan 3 tane menü alıp ve üstüne bol ketçap mayonez sıkıp ağzınıza burnunuza bulaştıra bulaştıra yiyebilirsiniz. Gamze’nin "Ay ben rejimdeyim öyle menü falan alamam" demesine karşı sipariş vermek için görevliye yanaştığımız anda "Ayyy bu chickenlar da pek güzele benziyo. Ay acaba ondan mı alsam… Leffoooo ( Yanlış yazmadım arada Levo’ya Lefo da derler ) ay ben bi tane menü alıcam ama ben rejimdeyim yarısını sen yersin tamam mı…" deyisi vardir. Levo: "Hastasın sen Gamze, tamam al hayatım."
 
Bir de bu çiftin özelliği aynı cümlede kızgınlık ve sevgi bildiren kelimeleri kullanabilme özellikleri… Mesela…
 
"Leffooo… Benim canım dondurma çekti.. Ama rejimdeyim… Alalım ortak yeriz…"
"Ya tuhaf tuhaf konuşma Gamze… Al işte yersin hepsini…"
"Ay ne o öyle kocaman kapta veriyolar dondurmaları… Kıçıma mı sokucam hepsini hayatım"
"Ya Gamze manyak mısın sen… Şşştt gel bakim buraya bi öpeyim seni…"
 
Manyak derken kız arkadaşını öper ve ben arabadaki her zamanki yerimde gülmeye başlarım…
Sonra: "Ay Lefo… Bak Koray bize bakıp gülüyo… Nolcak bok işte…"
 
Her neyse… Tekrar lafı Levo’ya getirelim. Bir insanın türkçe söyleyiş hataları bu kadar mı komik ve insanı mutlu eder cinsten olur. Bu adamın hataları ölüyü bile güldürür. Valla ben bu adamı çok seviyorum ya. ( Ay icabında Gamze’yi de severiz yanii… Eğer yazılarımda cümleye ”Ay” ile başlamışsam bilin ki Gamze’nin taklidini yapıyorum ) Zaman ilerler ve ben Levo’yu daha iyi tanımaya başlarım. Bu arada ikinci yabancı dili japoncadır ama yıllardan beri "Hadi Levo bize japonca konuş" dediğimiz zaman hep "Ogenki deska" yani "Nasılsın iyi misin" der… Başka cümle yok. Lan onu ben de biliyorum.
 
Levo’nun arabasında tüm ömrüm geçti çünkü okul çıkışlarında genelde bizi evlerimize Levo bırakır, fakat problem şu ki her seferinde bir yere uğraması icabeder. Bize her seferinde "10 dakkaya burdayım" der ama inanın o en aşağı 1 saat gelmez… Biz de Gamzeyle arabanın içinde öyleee oturur kalırız. "Aşkım evden para almam lazım 5 dakkaya gelirim…" 46 dakika sonra gelir. "Aşkım eve uğrayıp üstümü değiştirmem lazım… 2 dakka sonra burdayım…" 33 dakika sonra gelir… Ortada garip bir matematiksel problem var ama ben senelerdir çözemedim… ( Ay acaba abime mi sorsam… O kadar matematik bitirdi icabında… Gamzesel konuşmalar )
 
Efendim sonracıma hepimiz grupça final sınavlarından çıkmışızdır… Herkesin kafası dağınık… "Acaba noldu… Hay allah şunu yanlış yaptım galiba… Tüh ulan önce onu yazdım sonra değiştirdim yanlış oldu…" şeklindeki sorularla hepimiz Levo’nun meşhur meganına bineriz. Herkes yorgun ve aç… Biraz zaman geçer ve Levo konuya girer..
 
Ya kardeşim… Bu polislerin taşıdıkları silahlar yurt dışından mı geliyor ?
Valla bilmem ki Levo… Eskiden yurt dışından gelirdi ama galiba şimdi sarsılmaz marka kullanıyorlar.
Hııı evet biliyom o markayı… Hani onları tetekleri böyle yuvarlak olur.
Hööö…??? Tetek?
Ya işte anla kardeşim ya… Tetik tetik…
 
Ve o anda arabanın içinde bi kahkaha patlar… Daha saniyeler evvel kimsenin gülesi yoktur ama adamım bir hatası bile bizi günlerce mutlu eder duruma getirir. İşte bu yüzden bu adamı çok severim. Sonra Agora’ya gidilip hayvan gibi yemek yenir ve herkes bayılır. Arabaya zor bela ulaştıktan sonra yola konulur. Levo’nun uykusu geldi mi ya da canı sıkkınken birşey düşündü mü devamlı saçıyla oynar.
 
Bakınız:
Levo: Ya kardeşim… Şu sınavı nasııl halledicez ya ( Bu arada sağ elle başın arka kısmına denk gelen saçlar parmak yardımı ile birbirine dolandırılır )
Ben: Valla bilmiyom ki bilader… Ben de hiç bakamadım ona…
Levo: Off ya .. Kesin karı not kırcak zaten kardeşim ( Bu sırada sıkıntının verdiği stres ile biraz evvel parmaklarına doladığı saçı çeker )
Levo: Çaat.
Ben: Naptın len…
Levo: Sorma kardeşim ya sıkıntıdan saçlarımıza sarıyoz kardeşim…
Ben: Olm kel kalcan yapma öyle.
Levo: Bişey olmaz kardeşim ama benim bi eve uğramam lazım kardeşim.
Ben: Hayııııııırrr!
Levo: 2 dakka len fazla değil.
Ben: Hayır.
Levo: Hemen koşup gelcem valla.
Ben: Hayır.
Levo: ( Hafif bir gülümseme ile ) Hassiktir lan araba benim… Eve uğrucam işte…
Ben: …arrağı yedik a.k. Şimdi bu 10 gün gelmez.
 
Levo gider tabi 3 saat gelmez… 3 saat sonunda da elinde köpeği diğer elinde yedek tişortüyle gelir. Sonra Karşıyaka’ya gidilir ve Gamze alınır. Sonra ben önde oturuyorum diye Gamze 50 saat lak lak yapar… Yok efendim onun sevgilisi benim… Yok efendim oraya benim oturmam lazım… Yok efendim arka koltuk dar, rahatsız… Uzayıp gider… Sonra Gamze öne oturur ve mutlu olur…
 
Sonra konuşmalar başlar:
Gamze: Aşkım geç kaldın.
Levo: Sorma canım gelirken bi adama uğradım.
Gamze: Çok afedersin de okuldan çıkalı daha yarım saat oldu sen ne zaman nereye uğradın.
Levo: Ya işte bu machintoshların distorbu var… Şey işte döstribi deströb disteröb…
Gamze: Distribütör yaaa… Alla alla…
Levo: Ha işte…
Tabii bunlar konuşulurken ben arkada yine gülme krizine girerim…
 
Aslında Levent hakkında buraya sayfalar dolusu yazarım ama şu an iş yerinde olduğum için biraz kısa kestim. Sonuç olarak ben Levent’i ilk gördüğüm günden beri çok sevdim ve hala o benim için ayrı bir değer taşır. Harbiden de çevremde rahatlıkla ”Kardeşim” diyebileceğim bir insandır. Sabaha kadar oturup dertleşebilir ve sabaha kadar da onun dertlerini dinleyebilirim. İyi ki de onu tanımışım… De mi lan Levo… Sen de beni tanıdığına sevinmişsindir heralde.
 
İlerleyen zamanlarda ”Kardeşim seni nereye bırakıyim 2” diye ikinci bir Levo yazısı yazmayı düşüyorum. Ay gayet de yazıcam yani… İcabında yıllarımı geçirdim o cocuklan, ay olmadı Gamze için de yazarım gayet de… Di mi lan Gamze… Senin için de yazıcam bi tane.

yok artik,

bir insan lisedeki serhat isimli arkadasimi ariyorum diye, kalkip bes tane serhat-serkan-serdar ekler mi facebook listesine. sonra biri muhtemelen serdar ortacin kardesi, biri de (soyadindan nasil anlamasilmadiysa artik ekleme sirasinda) bildigimiz beduk cikar mi. evet cikar efen’im. kim mi bu salak, gamze gamze. a-ha, buyrun o benim. sarhos falandim herhalde dun gece, hatirlamiyorum.