A bu arada,

bugun cok yazdim ama, bunu da eklemeden gecmek istemiyorum. Icimde var. Dun Burak’la konustum, uzun zamandir yuzunu gormedim ama sesini de duymamistim sanirim. Biz nadiren uzun uzun telefonda konusuruz aslinda. Bir de ikimizin de ayni anda keyfinin oldugu ve boyle bayila bayila karsimizdakinin anlattiklarini – soz kesmeden ve ictenlikle dinledigimiz de azdir. Az midir. Evet. Dunku konusmamiz ise, iste, muhtesemdi. Sacmasapan guncel seylerden bahsettik. Ama o kadar ozlemisim ki, cok sevdim ben o konusmayi. Cok da ozledim lan seni. Valla bak. Canim benim. (Not: Selcuk bu aralar sana sevgi gosteremiyorum, ama kendini uzakta hissetme, binseksenuc kilometre uzakta olman fiziksel anlamda, onemli degil. Kalbimizdesin. Hihim.)

Mezun x 2

Yeniden, ve aslinda devaminin gelebilecegi olasiligiyla, bu defa GSU’dan, yuksekten, yarin, hakim yaka siyah cubbem esliginde, buyuk ihtimal yesil topuklularimla, Oyku’nun sunumuyla, 5 + 1 sinif arkadasimla, bir suru hocamla, bir suru baska mezunla, ruzgarda, denize sifir, iyot kokusuyla, kopru isiklariyla, sonrasinda dostlarimla icme planiyla, sevdiklerimin yaninda… Filan. 

Aynen öyle.

Sanki hic olmeyecekmis gibi gelen insanlardan.
Gençliğim ayak bağıydı herkese
Pek yüzüne bakan olmadı
Ben severdim de, bilmezdim sevdiğimi.
Hiç yapmadığım moonwalk dansını
Bu sabah son kez yaptım
Zemin kaydı ayağımın altından.
Tüm ayak bağları kaydı gitti.
Dün gece Michael ölmüş,
Gençliğim ölmüş.
(Tarkan Barlas, Kaynak: elmaaltshift)

Of…

Bazen boyle her sey superken, iki kisi tarafindan ust uste ve ikisi de hic dusunulmeden edilen iki laf, kalbi cat diye orta yerinden kirabiliyor. Evet, nihayet gidiyorum, ve tamam benim esyam degilsin, sohbet etmesek de olur. Peh.